Günlerdir ayçiçeği yağı fiyatı, stoku ve Rusya’dan gelecek ayçiçeği yüklü gemiler konuşuluyor. Döviz kurundaki yükseliş, altın fiyatındaki artış bir yana raflardaki ayçiçeği yağının fiyatındaki artış hepsini geçti. AKP iktidarı geçtiğimiz yıl artan ayçiçeği yağı fiyatları nedeniyle PTT AVM’de yağ sattırmaya başlamış fakat piyasada 60-75 TL arası satılan ayçiçeği yağını 85 TL’ye satmaya çalışınca pek rağbet görmemişti. Tanzim satış noktalarından sonra daha kötü bir örnek olan ve halkın aklıyla alay eden PTT AVM’den yağ satışı uygulamasının kendisi alay konusu oldu. Şubat ayı başında TMO’dan düşük fiyatla yağ satışı da fazla uzun sürmedi. 5 litrelik ayçiçeği yağı fiyatı 2020 hazirandan 2021 ocak ayına gelen 6 aylık süreçte iki katına çıkarak 75-80 TL’ye satıldı diye isyan ediyorduk. Şimdilerde ise 2020 hazirandan bu yana geçen 1.5 yıl içinde 5 katına çıkarak 200 TL sınırına dayandı. Televizyonlar gazeteler altına, dolara yatırımı anlatırken, halk arasında “Parayı ayçiçeği yağına yatır” esprileri yapılıyor. Son günlerde izlediğimiz haberlerde halkın ayçiçeği yağı için sıraya girdiği marketlerde rafların boşaldığı haberleri yapılıyor.

Haber ajansları Ukrayna’da bombalanan kentleri, yıkılan evleri hatta hastaneleri ve savaştan kaçanları gösteriyor. Ukrayna’yı işgale giden Rusya ordusunun yollarda terk ettiği tankları ve zırhlı araçları ve ortada dımdızlak kalan Rus askerlerinin gözü yaşlı ailesi ile yaptığı telefon görüşmelerini gösteriyor. Karadeniz’in kuzeyinde patlayan bombaların gümbürtüsü, kurşunların vızıltısı emekçi halkların feryadı figanına karışırken, Karadeniz’in güneyinde Türkiye ise Erdoğan iktidarı savaştaki Rusya’dan gelecek ayçiçeği yağı gemisinin 15 Mart’ta Mersin Limanına ulaşacağını müjdeliyor.

TARIM POLİTİKALARI YAZILMIYOR

“Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır” diyen Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati, “Hiçbir şey yapmasak temmuz ayına kadar yetecek kadar stok var” derken, ithalatçı şirketlerin ayçiçeği yağı yüklü gemilerinin savaş nedeniyle çıkamadığı Rusya’dan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı görüşme sonrası yola çıktığını müjdeliyor. Yandaş medya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir telefonla işi bitirdiğini reklam ediyor ama savaştaki Rusya’dan gelecek ayçiçeği yağına muhtaç bırakan tarım politikalarını yazmıyorlar. Bakan Nebati, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin’le görüştüğü gün temmuza kadar yetecek yağ var dedi ama anlaşılan o ki Rusya’dan ayçiçeği yağı yüklü gemiler yola çıkmasa, halk temmuzda yağsız yemek yapmak zorunda kalacaktı.

Dünyada 2019/2020 döneminde üretilen 53.7 milyon ton ayçiçeğinin yüzde 55’i şu an savaşta olan Ukrayna ve Rusya tarafından üretilmektedir. Aynı dönemde dünya geneli 34.8 milyon ton ayçiçeği yağı üretildiğini göz önüne aldığımızda üretilen ayçiçeğinin üçte ikisinin yağa dönüştüğünü söyleyebiliriz. 2020/2021 döneminde dünya ayçiçeği ihracatında yüzde 18.9’luk paya sahip Avrupa Birliği’nden sonra yüzde 18.1 ile Rusya ikinci ihracatçı ülke durumunda. Savaş öncesi tahminlerde ayçiçeği üretiminin bu yıl AB, Rusya ve Ukrayna’daki artışa bağlı olarak 57 milyon tonu aşacağı hesaplanırken Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile bu rakamların kısmen azalacağını söyleyebiliriz.

YÜZDE 60 DIŞARIYA BAĞIMLIYIZ

Ülkemizde bitkisel yağlar tüketiminde ayçiçeği yağı yüzde 75 paya sahip. 2021’de üretilen 1.9 milyon ton ayçiçeğinin neredeyse yüzde 50’ye yakını Marmara Bölgesi illerinden Çanakkale, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli ve İstanbul’da üretilmektedir. Yüzde 37’sini de başta Konya ve Adana olmak üzere Çorum, Eskişehir, Tokat ve Amasya üretiyor.

2019/2020’de yaklaşık 1 milyon ton yağlık ayçiçeği tohumu ve 739 bin ton ham ayçiçeği yağı ithal eden Türkiye, 2020/2021’de ise 668 bin ton ayçiçeği tohumu, 820 bin ton ham ayçiçeği yağı ithal etti. Türkiye ise ayçiçeği ve ayçiçeği yağında ithalatçı ülke konumunda, yaklaşık 5 milyon tonluk ayçiçeği ihtiyacının ancak yüzde 42’si yurt içi üretimden karşılanıyor. Yani ayçiçeği ve ayçiçeği yağında yüzde 60 dışarıya bağımlıyız.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı “650 bin hektar alanda ayçiçeği üretimi yapıldığını ve bunun iki katından fazla arazide ayçiçeği üretmek mümkün olduğunu ve potansiyel üretim alanlarının yeterince değerlendirilemediğini” belirtiyor. Bu tespit bile ayçiçeği ithalatında lider, ham yağ ithalatında ise üçüncü sırada olmamızın nedenlerini anlamamızı kolaylaştırıyor. AKP hükümeti ayçiçeği konusunda her şeyi biliyor ama gereğini yapmıyor. Tüketim ve ihracatı karşılayacak üretim olmadığı gibi üretimi destekleyecek politikalardan da yoksun durumdayız. Ülke tarımı tekeller lehine programlanıyor. Kendine yeterlilik, gıda güvencesi ve güvenliği gibi konular ise hak getire. AKP iktidarının mensupları ve besleyip büyüttüğü tarım tekelleri servetlerini büyütürken, halk yumurta pişirecek yağ bulamıyor, bulsa alamıyor. Hal böyle olunca ne üretici köylü ne de halk halinden memnun. Köylü ürününü ucuza satıyor halk ise pahalıya tüketiyor. Aracı, tüccar ve ithalatçının kasaları dolarken halkın cebindeki paranın hem miktarı hem de alım gücü her gün daha da azalıyor. Üretimi artırmak için tarımı desteklemek lazım ama Erdoğan iktidarı sadece destekliyormuş gibi yapıyor.

GİRDİLER PAHALI ÜRÜN FİYATI DÜŞÜK, DESTEK YETERSİZ

"Bugün savaş ve raflardaki yüksek fiyat üzerinden tarım konuşuluyor ama 24 Ocak kararlarından bu yana uygulanan politikalar, bizi tarımda dışa bağımlı hale getirdi” diyen Tüm Köy Sen Genel Başkanı Sadık Turan şunları söylüyor: “Tarımda desteklemelerin azalması, planlı üretim yerine gümrük duvarlarının düşürülerek ithalatla terbiye edilen tarımsal üretim politikalarını tartışmak lazım. Yatlarda, pırlantada ödenmeyen ÖTV’yi biz köylüler olarak aldığımız her litre mazotta ödüyoruz. Yetmiyor bir de KDV ödüyoruz. Zenginlerin ödemediği vergileri bizler üretici köylüler olarak ödüyoruz.”

Ayçiçeği tohumunda destekleme olmadığını ifade eden Turan, “Geçen yıl 1 kg ayçiçeği tohumunu 100 liraya alırken bu yıl 230 liraya aldık. Yüzde 130 artış var. Kuraklık büyük sorun oldu. 135 dönüm ayçiçeği ektim, 10 ton ürün aldım. Normalde 30-35 ton ürün almam lazımdı. Hükümetten ne gerçek anlamda bu durumu telafi edecek bir çaba gördük ne de üretimi artırmak üzere teşvik gördük. Mazot gübre ve ilaç fiyatlarına yetişmek mümkün değil. Sulamada kullanılan elektrik artık sadece fatura ile zorlamıyor. Ülkenin pek çok yerinde üretici köylünün ödeyemediği elektrik faturasından dolayı elektriği kesiliyor ve tarlasını sulayamıyor. İktidar ise bir çözüm üretmek yerine ithalat müjdesi veriyor” dedi.

Türkiye’nin başta ayçiçeği olmak üzere pek çok tarım ürününde ithalatçı konumda olduğunu dile getiren Turan şöyle devam etti: “Üretici köylü uygulanan tarım politikaları nedeniyle tarımdan kopuyor, tarım alanları boş kalırken ithalatla terbiye edilmeye çalışılan ülke tarımı yine ithalata mecbur bırakılırken dış bağımlılık artıyor ve halk da her zamanki gibi pahalıya tüketiyor. Tarımda gerçek anlamda gıda güvencesini (Kendimize yetecek kadar gıdayı) oluşturacak şekilde planlı bir üretim yapılmalıdır. Destekliyormuş gibi yapmak yerine tarım destekleri gerçekten artırılmalıdır. Başta ayçiçeği olmak üzere ithalatçı olduğumuz ürünlerde tohum bedelsiz dağıtılmalı. Köylünün kullandığı mazotta ÖTV ve KDV kaldırılmalıdır. Gübrenin ucuz temini için destek artırılmalı ve tarımdan başka geliri olmayan küçük üretici köylüye gübre bedelsiz verilmelidir. Köylünün başta Ziraat Bankası, Vakıfbank gibi bankalara ve Tarım kredi ve kooperatifine olan borçları silinmelidir. Sulamada kullanılan elektrik destekleme kapsamına alınarak ucuzlatılmalı ve borç nedeniyle elektrik kesilmesine son verilmelidir. Hayvan yemine ulaşımı kolaylaştırmak için destekler artırılmalı ve artan yem fiyatları düşürülmelidir. Üretici köylünün SGK prim borçları devlet tarafından karşılanmalıdır.”

ALTERNATİF İTHALAT YOLLARI OLMAMALI

Özkan Girgin de Lüleburgaz’da üreticilik yapıyor. Girgin, “Biz ayçiçeğini 5.2-5.5 lira arası fiyata sattık, şimdi borsada 14.4-15 lira, bu da bizim moralimizi bozuyor. Eğer benim gibi ikinci bir geliri yoksa köylü zaten hemen ürününü satıyor. Çünkü hem ihtiyacı var hem de zaten borçla üretim yapıyor. 250 dekar ayçiçeği ektim. Dönüme 200-250 kg verim aldım. 55 ton ayçiçeği, yaklaşık 300 bin lira yaptı. Bekletebilsem de şu an satsaydım 825 bin lira yapacaktı. Aradaki 500 lira fark kimin cebine gidiyor, kimler kazanırken biz kaybediyoruz? 6 ayda bu kadar para başka hiçbir işte kazanılmaz” dedi.

Artan üretim maliyetlerinden söz eden Girgin, “Mazot 20 lirayı geçti. Geçtiğimiz hafta 500 liralık mazot aldım yürümeden bitti. İlaç, gübre yüksek değil, aşırının aşırısı yüksek. Araştırdım, üre gübresinin her şey dahil bize gelişi 500 dolarmış. Bugünkü kurla 7 bin 250 lira yapar. Bana 14 bin liraya satıyorlar. Yazın 5’e alınan gübre 7 bine, 9 bine şimdi de 14 bine kadar yükseldi. Gübreyi 5-7-9 bine alan da ayçiçeği üretecek 14 bine alan da. Kaça satacak da harcadığını çıkarıp bir de geçimini sağlayacak, bunu düşünen yok. Bizim ellerimiz hep toprakta, çamurda. Avrupalı çiftçinin hem kendine ayıracak zamanı hem de gezecek parası var. Biz ise tarladan ve ahırdan çıkmıyoruz. Ama yine de kazanamıyoruz. Benim yok ama hayvanları olan arkadaşlarım var. Sadece gübresi kâr kalıyor diyorlar. Yem fiyatlarıyla başa çıkamayıp hayvanını kestirenler var. Veterinerlik harcaması da artı masraf. Çoğu üretici köylü para kazandığı için değil mecbur olduğu için yapıyor. Trakya’da toprak boş kalmaz. Bu yıl buğday ekersin, ertesi yıl ayçiçeği, daha sonra arpa; yani dönüşümlü ekim hep devam eder. Geçen yılki sattığımız ürünün parasıyla bu yıl üretim yapabilmemiz lazım. Girdileri geçen yıl sattığımız ürünün parasıyla alabilmemiz lazım ama her gün gelen zamlara yetişemiyoruz. Girdi fiyatlarının bu kadar artmaması lazım. Gübresini atamayan var. Bu durum verimin düşmesine neden olacaktır. Hükümetin bunu görmesi lazım” diye konuştu.

“Savaş var, alternatif başka pazar arıyoruz diyorlar” diyen Girgin şöyle devam etti: “Ama üretim olmazsa bazen parayla da alamıyorsunuz. Eski tarım bakanı ‘Paramız var ki ithalat yapıyoruz’ diyordu. Bakın şimdi parayla da alamıyorsunuz. 15’inde gemiyle ayçiçeği yağı geliyor diye müjde veriyorlar. Alternatif ithalat yollarına değil üretimi artıracak yollara bakmak lazım. Girdilerin hem ucuzlatılması hem de desteklenmesi lazım. Yoksa bu durum değişmez.”