ONURUN BEDELİ VARDIR, AMA FİYATI YOKTUR

Ben bu dünyada

çok insan gördüm kardeşim…

Kimi elindeki ekmeği bölüştü

ama başını eğmedi.

Kimi saray sofralarına oturdu

ama ruhunu aç bıraktı.

Ve yıllar sonra anladım ki

İNSANI BÜYÜTEN ŞEY

serveti değilmiş…

ONURUYMUŞ.

Çünkü onur dediğin

bir madalya değildir göğüste taşınan.

Bir koltuk değildir altına oturulan.

Bir nutuk değildir meydanlarda bağırılan.

Onur dediğin,

yalnız kaldığında bile

kendine ihanet etmemendir.

Bak kardeşim…

Tarihin taşlarına dikkatli bak.

Orada nice bedenler çürümüştür

ama bazı isimler hâlâ dimdik ayaktadır.

Neden mi?

Çünkü onlar

ölmeyi göze aldılar

ama ONURLARINI SATMADILAR.

Mesela

Sokrates…

Önüne iki kapı koydular:

“Ya düşüncelerinden vazgeç

ya da öl.”

O, baldıran zehrini eline aldı.

Titremedi.

Çünkü biliyordu:

Bir insan düşüncesini satarsa

bedeni yaşasa bile ruhu ölmüştür.

Ve o gün

bir filozof değil sadece,

ONURLU İNSANIN TARİHİ yazıldı.

Sonra yüzyıllar geçti…

Hallâc-ı Mansûr çıktı meydana.

“Enel Hak” dedi diye

parçaladılar bedenini.

Ama o

canını verdi,

hakikati vermedi.

Çünkü bazı insanlar için

gerçeği inkâr etmek

ölümden daha ağırdır.

Sonra

Nesîmî geldi.

Derisini yüzdüler kardeşim…

DİRİ DİRİ…

Ama o yine susturulamadı.

Çünkü deriyi yüzebilirsin

ama ONURU YÜZEMEZSİN.

Ve sonra

Pir Sultan Abdal…

Boynunda urgan,

dilinde türkü vardı.

“Şah’a giderim” dedi diye

astılar onu.

Ama o

bir lokma fazla yaşamak için

inandığını inkâr etmedi.

Çünkü ONURLU İNSAN

bazen darağacına yürür

ama diz çökmez.

Sonra

Şeyh Bedreddin…

Yoksulun yanında durdu diye

asi dediler ona.

Oysa o

eşitliği savunuyordu.

İnsanın insana kul olmamasını savunuyordu.

Ve Serez çarşısında asılırken bile

korkmadı.

Çünkü fikirleri için yaşayanlar

ölümle korkutulamazdı.

Ve sonra

bu toprakların

ÜÇ FİDANI çıktı karşıma…

Deniz Gezmiş

Yusuf Aslan

Hüseyin İnan

Daha yirmili yaşlarında…

Daha hayatın başında…

Önlerine korku koydular.

Darağacı koydular.

“Boyun eğin” dediler.

Eğilmediler.

Çünkü onlar biliyordu:

Bazı ölümler vardır ki

bir halkın vicdanına dönüşür.

Onlar darağaçlarında sallanırken

aslında bir fikir asılmak isteniyordu.

Ama olmadı kardeşim…

Çünkü ONUR

ölmez.

Ve ben bugün dönüp baktığımda

o gençlerin gözlerinde

hala tertemiz bir ışık görüyorum.

Ama bir de öbürleri var…

Dün aynı sloganı atanlar…

Bugün ilk korkuda saf değiştirenler…

Bir koltuk uğruna

bir makam uğruna

bir ihale uğruna

bir himaye uğruna

bütün geçmişini satanlar…

Dün beraber yürüdüğü insanlara

bugün iftira atanlar…

Mahkeme salonlarında

kendi kurtuluşu için

arkadaşlarını suçlayanlar…

Bir gecede değişmiyor onlar kardeşim.

Hayır…

ONURSUZLUK

yavaş yavaş büyüyor içlerinde.

Önce küçük bir taviz veriyorlar.

Sonra küçük bir yalan söylüyorlar.

Sonra korkuya teslim oluyorlar.

Ve bir gün geliyor

kendilerini aynada bile taşıyamıyorlar.

Bakma sen

en önde yürüdüklerine…

En yüksek sesi çıkardıklarına…

Masalara yumruk vurduklarına…

KORKU GELİNCE

ilk onlar kaçıyor.

Çünkü karakter

rahat günlerin süsü değildir.

Baskı günlerinin aynasıdır.

Onurlu insan

kendini öne atmaz kardeşim.

Görev dilenmez.

Koltuk kovalamaz.

Çünkü onun amacı

hizmettir.

Ama ONURSUZ İNSAN

hep vitrinde olmak ister.

Hep merkeze yerleşmek ister.

Temsil makamını

halk için değil,

KENDİ GELECEĞİ İÇİN kullanır.

Ve işte en büyük felaket burada başlar.

Çünkü kendisini halka değil,

onu oraya taşıyan güce borçlu hisseden adam

günün birinde

HALKI SATAR.

Onun için diyorum ki:

TEMSİL YETKİSİ

TABANIN İRADESİYLE OLMALIDIR.

İnsanlar seçmelidir temsilcisini.

Hesap sormalıdır.

Gerekirse veto etmelidir.

Çünkü denetlenmeyen güç

çürür kardeşim.

Bir toplumu yıkan şey

yalnız dış düşman değildir.

İÇERİDEN ÇÜRÜMEDİR.

Bir ağacı kurt değil,

içindeki çürüme devirir.

Bir halkı da

ONURSUZ İNSANLAR çökertir.

Onun için

yalnız zekâya değil,

KARAKTERE BAKIN.

Çünkü zeki olmak başka şeydir…

ONURLU OLMAK BAŞKA.

Onurlu insan bazen kaybeder.

Hapse girer.

Sürülür.

Yalnız bırakılır.

Ama kendini kaybetmez.

Onursuz insan ise

kazandığını sanır.

Oysa kaybettiği şey

bütün servetlerden büyüktür.

Çünkü insanın en büyük serveti

parası değil kardeşim…

GÜVENİLİRLİĞİDİR.

Bir insanın sözüne güvenilmiyorsa…

Dün başka bugün başka konuşuyorsa…

Korku karşısında eğiliyorsa…

Menfaat görünce saf değiştiriyorsa…

O insanla yol yürünmez.

Çünkü ONURSUZ İNSAN

yalnız seni satmaz kardeşim…

YARIN

KENDİ GÖLGESİNİ BİLE SATAR.

İSMAİL ERDAL