Bir zamanlar sabah denize terlikle inilir, çamların altında gölgelenilir, zeytin dallarının altında çay yudumlanırdı. Ege’nin, Akdeniz’in kıyıları halkındı. Şimdi? Ne denize ulaşabiliyoruz ne gölgeye kavuşabiliyoruz. Kıyılarımız kuşatıldı. Halkın nefes aldığı o alanlar, şimdi cam kulelerin gölgesinde kararıyor.

Marmaris İçmeler’de devasa bir yapı yükseliyor: Sinpaş GYO’nun inşa ettiği otele bakınca, sadece bir bina değil, doğaya saplanan beton bir hançer görüyorsunuz. Dağın etekleri oyulmuş, yeşilin yerine gri çöreklenmiş. Bu sadece bir otel değil, bir zihniyetin özetidir: “Kazanç için doğaya hükmetmek.” Bu beton yığını sadece İçmeler’e değil, bütün Marmaris’e ihanet ediyor. Hani doğayı sevdiğiniz için gelmiştiniz?

Sarıgerme deseniz başka bir trajedi. O sahil, o kum, o rüzgâr bir zamanlar halkındı. Şimdi ne oldu? Beş yıldızlı, yedi yıldızlı oteller sıralandı. Her biri göğe yükselirken gölgeleri halkın üzerine düştü. Artık orada çadır kuramazsınız, kumda oturamazsınız, hatta yürüyemezsiniz bile. Çünkü otelin güvenliği önünüzü keser: “Misafir değilseniz, geçemezsiniz.”

Bodrum’da nefes alınacak alan kalmadı. Gökdelenler Kuşadası’nı sardı. Didim, Akbük, Dikili gibi halkın sahilleri beton yığınlarına döndü. Ev pansiyonculuğu öldü. Artık kahvaltıda kendi domatesini sunan teyze yok. Her şey zincirleşti. Yerel olan silindi, küçük olan ezildi.

Ve en acı olanı şu: Halk artık kendi denizine bile giremiyor.

Çünkü sahiller ya otelin ya işletmenin ya da kira ile alınmış özel alanların. Şezlonglar sıralanmış, araya havlunu sermek bile yasak. Bir işçinin yevmiyesi, bir şezlonga yetmiyor. Bir zamanlar herkesin olan sahiller şimdi sadece parası olanın.

Eskiden gençler sırt çantasını alır, çadırını kurar, doğayla baş başa kalırdı. Şimdi çadır yasak. Çamın altı yasak. Gölgede oturmak yasak. Çünkü artık doğa da satılık.

Yerli halk artık bu coğrafyanın yabancısı. Kendi denizine bakarak iç geçiren, kendi dağının gölgesine hasret kalan, kendi evinden sürülen konuk haline getirildi. Çünkü buraya gelenler doğada yaşamak istemedi. Doğayı da kendi şehirlerine benzetmek istediler. AVM’leriyle, gökdelenleriyle, zincir restoranlarıyla, güvenlikli siteleriyle. Betonun medeniyet zannedildiği bir işgalin hikâyesi yazılıyor sahillerimizde.

Şimdi size soruyorum: Madem şehirden kaçtınız, neden o şehri peşinizden getirdiniz?

Kıyılar halkındır. Ormanlar halkındır. Deniz, kuş, çam, gölge halkındır. Ama şu an halk bunların hiçbirine dokunamıyor. Hatta gölgede oturmak bile artık lüks. Çünkü doğa sadece manzara oldu. Ve bu manzaranın karşısında yerli halkın yeri yok artık.

Bu bir yazı değil, bir çağrıdır.

Doğanın yok oluşuna, halkın dışlanışına karşı bir direniş çağrısı.

Ege’nin kıyılarına hançer saplayanlara karşı.

İsmail Erdal 01 Mayıs 2025 Muğla da