ÜRETİM KİM İÇİN? KÂR İÇİN Mİ, İNSAN İÇİN Mİ?

BENİM İÇİN EKONOMİNİN TEMEL SORUSU ŞUDUR: ÜRETİLEN ZENGİNLİK KİMİN İÇİN ÜRETİLİYOR?

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan fabrikalar yalnızca ekonomik yatırımlar değildi.

Onlar halkın ortak emeğiyle kurulmuş üretim merkezleriydi.

Şeker fabrikaları…

Basma fabrikaları…

Demir-çelik tesisleri…

SEKA…

Sümerbank…

Et ve Balık Kurumu…

Tarım İşletmeleri…

Bu kuruluşların amacı yalnızca bilanço yapmak değildi.

İş yaratmaktı.

Üretmekti.

Köylünün ürününe değer kazandırmaktı.

Ülkenin sanayileşmesini sağlamaktı.

Bir bölgeyi kalkındırmaktı.

KAMU YATIRIMLARININ ÖLÇÜSÜ SADECE KÂR DEĞİL, TOPLUMSAL YARARDIR.

Daha sonraki yıllarda uygulanan özelleştirme politikalarıyla birçok kamu kuruluşu özel sektöre devredildi.

Savunulan düşünce şuydu:

“Özel sektör daha verimli çalışır.”

Bazı işletmelerde gerçekten verimlilik artmış olabilir.

Ancak başka örneklerde fabrikalar kapandı.

Üretim durdu.

Araziler farklı amaçlarla değerlendirildi.

Bazı tesisler atıl kaldı.

Ve birçok kentte insanlar yalnızca işlerini değil, gelecek umutlarını da kaybetti.

FABRİKA KAPANINCA SADECE BACASI SÖNMEZ. BİR KENTİN EKONOMİK VE SOSYAL HAYATI DA ZAYIFLAR.

Bugün teknoloji olağanüstü bir hızla gelişiyor.

Robotlar üretime katılıyor.

Yapay zekâ birçok işi devralıyor.

Otomasyon sayesinde daha az emekle daha fazla üretim yapılabiliyor.

Bu gelişme insanlık için büyük bir fırsat olabilir.

Ama aynı zamanda büyük bir tehlike de taşıyor.

Çünkü mevcut ekonomik düzende teknolojinin sağladığı verimlilikten doğan kazanç, her zaman toplumun tamamına aynı ölçüde yansımıyor.

EĞER TEKNOLOJİ SADECE KÂRI ARTIRIYOR, İNSANIN YAŞAMINI İYİLEŞTİRMİYORSA ORTADA CİDDİ BİR ADALET SORUNU VAR DEMEKTİR.

Ben sosyalist düşüncenin en güçlü yanının burada ortaya çıktığına inanıyorum.

İnsan emeği, yalnızca üretimin bir girdisi değildir.

Emek, bütün zenginliklerin kaynağıdır.

Fabrikaları makineler çalıştırabilir.

Ama o makineleri tasarlayan da insandır.

Üreten de insandır.

Bilimi geliştiren de insandır.

Toprağı işleyen de insandır.

O hâlde teknoloji sayesinde üretim artıyorsa bunun meyvesi yalnızca sermayeye değil, bütün topluma ait olmalıdır.

Çalışma saatleri kısalmalı.

Eğitim olanakları genişlemeli.

Sağlık hizmetleri güçlenmeli.

İnsanlar kültüre, sanata ve bilime daha fazla zaman ayırabilmelidir.

TEKNOLOJİNİN AMACI İNSANI İŞSİZ BIRAKMAK DEĞİL, İNSANI DAHA ÖZGÜR KILMAK OLMALIDIR.

Bugün dünyada milyonlarca insan iş ararken, aynı anda fabrikalarda robotlar çalışıyor.

Bu bir çelişkidir.

Sorun teknoloji değildir.

Sorun, teknolojinin sağladığı zenginliğin nasıl paylaşıldığıdır.

Benim savunduğum anlayışta ekonomi, yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir.

Ekonomi;

İnsandır.

Emektir.

Dayanışmadır.

Toplumsal adalettir.

Hiçbir çocuk aç yatmamalıdır.

Hiçbir genç işsiz kalmamalıdır.

Hiçbir yaşlı yoksulluk içinde yaşamamalıdır.

Hiçbir çiftçi toprağını terk etmek zorunda kalmamalıdır.

GERÇEK ZENGİNLİK, BİRKAÇ KİŞİNİN SERVETİNİN BÜYÜMESİ DEĞİL; TOPLUMUN TAMAMININ İNSANCA YAŞAYABİLMESİDİR.

Ben, insanın insanı sömürmediği…

Emeğin hak ettiği değeri gördüğü…

Bilimin herkes için üretildiği…

Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak değil, korunacak ortak miras olarak kabul edildiği…

Üretimin yalnızca kâr için değil, insan için yapıldığı…

Bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorum.

Belki bu hedefe bir günde ulaşılamaz.

Ama insanlık tarihi, daha adil bir düzen arayışının hiç bitmediğini gösteriyor.

“GELECEĞİN EN BÜYÜK SORUSU ŞUDUR: EKONOMİ, SERMAYE VE TEKNOLOJİ İNSANIN MUTLULUĞU İÇİN Mİ GELİŞECEK; YOKSA İNSAN, EKONOMİK VE TEKNOLOJİK SİSTEMİN SADECE BİR ÜRETİM UNSURU HÂLİNE Mİ DÖNÜŞECEK?”

Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca bugünü değil, çocuklarımızın yaşayacağı dünyayı da belirleyecektir.

İsmail ERDAL 26.06.2026 Muğla