Son günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekillerinin dokunulmazlıkları üzerine yapılan tartışmaları dikkatle izliyorum. Özellikle ana muhalefet lideri Özgür Özel hakkında gündeme gelen gelişmeler, sadece bir siyasetçinin meselesi olarak değil, demokrasimizin geleceği açısından da düşünülmesi gereken bir konu olarak karşıma çıkıyor.

Ben bir hukukçu değilim.

Ancak uzun yıllar eğitimcilik yapmış, devletin çeşitli kademelerinde görev almış ve bu ülkenin demokrasi yolculuğuna yakından tanıklık etmiş bir yurttaş olarak bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Demokrasilerde egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Bu söz, yalnızca Anayasa’nın bir cümlesi değildir.

Bu, Cumhuriyetimizin temel felsefesidir.

Millet, belirli aralıklarla sandığa gider.

Düşünür.

Değerlendirir.

Karar verir.

Ve kendisini temsil edecek kişileri seçer.

İşte milletvekili dediğimiz insanlar da bu iradenin temsilcileridir.

BENCE BURADA SORULMASI GEREKEN ASIL SORU ŞUDUR:

HALKIN OYUYLA GÖREVE GELEN BİR TEMSİLCİNİN SİYASİ GELECEĞİ KONUSUNDA HALKIN VİCDANI MI YOKSA BAŞKA MEKANİZMALAR MI DAHA ETKİLİ OLMALIDIR?

Elbette hiç kimse hukukun üstünde değildir.

Milletvekili de değildir.

Siyasetçi de değildir.

Vatandaş da değildir.

Ancak hukukun üstünlüğü kadar önemli olan başka bir ilke daha vardır.

O da HALKIN İRADESİDİR.

Benim vicdanımı rahatsız eden noktalardan biri de dokunulmazlık süreçlerinde hazırlık aşamalarında tanık dinlenmemesi konusudur.

Bir olayın bütün yönleriyle ortaya çıkabilmesi için farklı görüşlerin dinlenmesi, delillerin değerlendirilmesi ve herkesin kendisini savunabilmesi gerekir.

ADALETİN TEMELİ, SADECE KARAR VERMEK DEĞİL, HAKKANİYETLE DİNLEMEKTİR.

Tanıkların dinlenmediği, toplumun yeterince bilgilendirilmediği süreçler ister istemez kamuoyunda soru işaretleri oluşturabilir.

Çünkü adalet sadece tecelli etmemeli…

Aynı zamanda tecelli ettiğine toplum da inanmalıdır.

Bugün tartışılan mesele yalnızca Özgür Özel meselesi değildir.

Dün başka bir siyasetçi olmuştur.

Yarın başka biri olabilir.

Asıl mesele şudur:

HALKIN OYUYLA GÖREVE GELMİŞ BİR TEMSİLCİNİN SİYASİ KADERİ BELİRLENİRKEN, HALKIN VİCDANI NE KADAR DİKKATE ALINIYOR?

Benim düşünceme göre demokrasilerde en büyük hakem millettir.

Millet beğenmediğini sandıkta değiştirir.

Millet güvendiğini yeniden seçer.

Millet gerektiğinde hesap sorar.

EN GÜÇLÜ VETO HAKKI DA ASLINDA MİLLETİN SANDIKTAKİ KARARIDIR.

Bu anlayış demokrasiyi güçlendirir.

Toplumsal huzuru artırır.

Siyasete olan güveni yükseltir.

Çünkü vatandaş bilir ki son sözü kendisi söyleyecektir.

Demokrasiler sadece seçimlerden ibaret değildir.

Demokrasi;

Farklı düşüncelere saygıdır.

Hukukun üstünlüğüdür.

Kuvvetler ayrılığıdır.

Şeffaflıktır.

Hesap verebilirliktir.

Ve en önemlisi…

HALKIN İRADESİNE DUYULAN SAYGIDIR.

Ben yıllardır Anadolu insanını yakından tanıyan biri olarak şunu söyleyebilirim.

İnsanlarımız adalet ister.

İnsanlarımız hakkaniyet ister.

İnsanlarımız eşit uygulama ister.

Kimsenin ayrıcalıklı olmasını istemediği gibi, kimsenin haksızlığa uğramasını da istemez.

Bu nedenle milletin seçtiği temsilcilerle ilgili alınacak her kararın sadece hukuki değil, toplumsal vicdan açısından da değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Çünkü toplumun geniş kesimlerinde vicdani olarak kabul görmeyen kararlar, yeni tartışmaların ve yeni kırgınlıkların oluşmasına neden olabilir.

DEMOKRASİNİN GÜCÜ, İNSANLARIN KARARLARA GÜVENMESİYLE ORTAYA ÇIKAR.

Hukuk ile vicdan birbirinden uzaklaşmamalıdır.

Devlet ile millet birbirini anlamalıdır.

Siyaset kurumu, toplumun güvenini korumalıdır.

Benim dileğim şudur:

Hiç kimse hukukun dışında kalmasın…

Hiç kimse adaletten mahrum bırakılmasın…

Hiç kimsenin demokratik temsil hakkı toplumun vicdanını yaralayacak tartışmaların konusu olmasın…

Ve Türkiye, hukukun üstünlüğü ile millet iradesinin birbirini tamamladığı güçlü bir demokrasi olarak yoluna devam etsin.

Çünkü ben hâlâ şuna inanıyorum:

HALKIN SEÇTİĞİNİ, EN DOĞRU ŞEKİLDE YİNE HALKIN VİCDANI DEĞERLENDİRİR.

Ve demokrasilerde en büyük güç, en büyük denetim ve en büyük veto hakkı, günü geldiğinde sandığa giden milletin iradesidir.

İsmail Erdal

Emekli Eğitimci