“10 Kasım ve Atatürk’ün Ardında Bıraktığı Miras”
Her yıl 10 Kasım’da Atatürk’ü anarken, onu sadece kaybedişimizin hüznüyle değil, bıraktığı mirası ve öğretileri daha derin bir şekilde kavrayarak yâd ediyoruz. 1963 yılında, Akpınar İlköğretmen Okulu’nda ikinci sınıfta okurken, okul müdürümüz Ahmet Oğuz Keyvan’ın sözleri hafızamda yer etmişti: “10 Kasım’da yas tutmayacağız; Atatürk’ü daha iyi tanıyacağız.” Bu, Atatürk’ü anarken, sadece matem değil, onun fikirlerinin ışığında aydınlanma çağrısıydı. Bu anlayışla sınıf arkadaşlarımızla birlikte, Atatürk’ü en iyi şekilde tanıtacak bir etkinlik hazırlamıştık. En iyi düzenlemeyi yaparak okul çapında birincilik kazandığımızda, Atatürk’ün fikir ve devrimlerini derinlemesine öğrenmenin gururunu yaşadık.
Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır,” diyerek, bizlere ve bu vatana olan güvenini dile getirmişti. Bu güvenle, onun mirasına layık olmak için yürümeye başladık. O’nun rehberliğinde yetişen nesiller olarak biz, Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürüdük. Sonraki yıllarda, Atatürk hakkında yaptığım her araştırmada onun ne denli derin bilgiye, ileri görüşlülüğe sahip olduğunu keşfettim. Sadece Türkiye’de değil, Küba’dan Uzak Doğu’ya kadar pek çok ülkede onun bir dünya lideri olarak kabul edildiğini, bu liderliğe saygı duyulduğunu gördüm. Ne yazık ki, yurt dışında kendisine saygı duyulan bu liderin, kendi ülkesinde bazı kesimler tarafından eleştirildiğine, hatta aleyhine söylemler duyulduğuna da tanık oldum.
Bu durumları inceledikçe, Atatürk karşıtlığının aslında Türkiye’yi sömürgeye dönüştürme çabalarının bir parçası olduğunu gördüm. Ülkemizi savaşla ele geçiremeyen güçlerin, içimize sızarak milli ve dini duygularımızı kullanarak bizi içeriden çökertmeye çalıştıklarına tanık oldum. Atatürk’ün emekleriyle kurulan fabrikalar kapatıldı, topraklarımız yabancılara satıldı, tarım ve hayvancılığımız yok edildi. Türkiye, üreten değil, ithalatla ayakta duran, tüketici bir toplum haline getirilmeye çalışıldı. İnsanlarımız, üretmeden tüketen ve sadakaya bağımlı bir toplum olma yolunda itilmek istendi.
Ancak, Atatürk’ün fikirleriyle yetişen aydın kesim, bu oyunları fark ederek ülkesine sahip çıkmaya devam etti. Her 10 Kasım’da, her Cumhuriyet Bayramı’nda alanları dolduran milyonlar, Anıtkabir’i ziyaret eden kalabalıklar, Atatürk’ün izinden gidenlerin her geçen yıl arttığını gösterdi. Bu vatan kolay kazanılmadı; Atatürk’ün rehberliğinde bağımsızlığını ve özgürlüğünü elde eden Türk halkı, kendisini sömürge durumuna düşürmeye çalışanlara karşı dik durmaya devam ediyor.
Bugün, Atatürk’ü andığımızda, onun yalnızca bir asker veya bir devlet adamı değil, her alanda bir dahi olduğunu hatırlıyoruz. Bitmiş bir Osmanlı İmparatorluğu’ndan çağdaş bir Cumhuriyet yaratmayı başardı. Bu Cumhuriyeti kurarken, ülkenin bağımsızlığını, özgürlüğünü ve geleceğini güvence altına almak için devrimler gerçekleştirdi. Eğitimden hukuka, sanayiden tarıma kadar her alanda yenilikler getirdi. Gelecek nesillerin bu değerleri koruyacağına ve ülkenin bağımsızlığını, cumhuriyetini en son damla kanlarına kadar savunacağına dair inancını bizlere miras bıraktı.
Atatürk, ileri görüşlülüğü ile yalnızca dönemin Türkiye’sini değil, dünyanın da gidişatını görebilen, tarihe yön veren bir liderdi. Bugün, onun açtığı yolda yürüyen milyonlar, ülkemizi tekrar bağımsız, üreten, çağdaş bir toplum haline getirmek için çaba gösteriyor. Ona ve onun devrimlerine sahip çıkarak, bu vatanın özgürlüğünü ve bağımsızlığını geleceğe taşımak, bize miras kalan en büyük görevdir.
Işıklar içinde uyu, Atam. Senin rehberliğinde bağımsızlık ve özgürlük bayrağımızı daha da yükseğe taşıyacağız.
İsmail Erdal 03.10.2024
Emekli Eğitimci Muğla









