MUHALEFETİN ADAY BELİRLEME SÜRECİ VE PARLAMENTER SİSTEME GEÇİŞ STRATEJİSİ
Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci, sadece bir kişiyi seçmekten ibaret değildir. Esas mesele, Türkiye’yi mevcut sistemden çıkartarak yeniden parlamenter sisteme geçirecek güçlü ve doğru bir stratejiyi oluşturmaktır. CHP’nin şu anda yürüttüğü aday belirleme yöntemi, bu büyük hedefi göz ardı eden ve partiyi içe kapatan bir yaklaşıma dönüşmüştür. x bu iki ismin birbiriyle rekabet ettiği bir yarış yerine, birbirlerini tamamlayan bir görev paylaşımı içinde hareket etmeleri çok daha doğru olacaktır.
Bugün CHP, Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için bir önseçim yapmayı planlıyor. Ancak bu önseçime tek adayla gidilmesi, hem parti içi demokrasinin ruhuna aykırı hem de halkın beklentileriyle örtüşmeyen bir yöntemdir. Cumhurbaşkanını sonuçta halk seçecektir ve kamuoyu yoklamalarında Mansur Yavaş’ın daha fazla oy alabileceği görülmesine rağmen, parti içinde sadece İmamoğlu’nun aday olarak gösterilmesi stratejik bir hata olabilir. Aday belirleme sürecinde tek kişinin ön plana çıkartılması, muhalefetin geniş bir ittifak oluşturmasını zorlaştıracağı gibi, seçim sürecinde gereksiz bir gerilim yaratabilir. Oysa ki Türkiye’nin şu an ihtiyacı olan şey, muhalefetin birlik içinde ve sağlam bir stratejiyle hareket etmesidir.
Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmanın ötesinde, asıl hedef Türkiye’yi yeniden parlamenter sisteme taşımak olmalıdır. Bu süreçte, güçlü iki belediye başkanının birbirine rakip olarak gösterilmesi yerine, ikisinin de devlet yönetiminde önemli roller üstleneceği bir model benimsenmelidir. En doğru yöntem, birinin Cumhurbaşkanı, diğerinin ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapmasıdır. Bu model, hem muhalefet cephesindeki birlikteliği pekiştirecek hem de halkın yönetime olan güvenini artıracaktır. Seçim sonrası geçiş sürecinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı olan isim, parlamenter sisteme geçişin sağlanmasının ardından doğal olarak Başbakanlık görevine getirilmelidir. Böyle bir sistem, yönetimde istikrarı sağlayacak ve Türkiye’nin geleceğini daha güvenilir bir temele oturtacaktır.
İmamoğlu ve Yavaş gibi iki güçlü ismin, birbirlerine rakip olarak gösterilmesi, her iki adayın da yıpranmasına neden olacak ve seçim sürecinde muhalefeti zayıflatacaktır. Halbuki her iki isim de kamuoyunda geniş bir desteğe sahiptir ve birbirleriyle uyumlu bir yönetim modeli oluşturabilirler. Aday belirleme sürecinde bu uyumun sağlanması için CHP’nin tek taraflı bir yaklaşım yerine, geniş bir stratejik planlamayla hareket etmesi gerekmektedir.
Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı seçiminde başarısız olma lüksü yoktur. Seçimi kazanmak kadar, sonrasında nasıl bir yönetim modeli oluşturulacağı da hayati öneme sahiptir. Eğer muhalefet bu süreci doğru yönetemezse, seçim sonrası dönemde de krizlerle karşılaşabilir. Cumhurbaşkanı olacak kişi, sadece bir lider değil, aynı zamanda yeni sistemin inşasında sorumluluk üstlenecek bir koordinatör olmalıdır. Onun en büyük destekçisi ise, halkın güven duyduğu ve parlamenter sisteme geçişin ardından başbakanlık görevini üstlenecek bir isim olmalıdır.
CHP’nin şu an izlediği yol, tek bir aday üzerinden yürütülen bir kampanya ile sınırlı kalmaktadır. Ancak bu, geniş muhalefet cephesinin tamamını kucaklayan bir yaklaşım değildir. İmamoğlu ve Yavaş gibi iki güçlü figürün siyasi arenada karşı karşıya getirilmesi, sadece iktidarın elini güçlendiren bir durum yaratır. Halbuki muhalefetin en büyük avantajı, farklı kesimlerden oy alabilecek iki güçlü adayının bulunmasıdır. Bu avantajı doğru kullanabilmek için, iki ismin aynı kadroda, aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir.
CHP, aday belirleme sürecinde kamuoyunun geniş kesimlerini kapsayan bir yöntem benimsemeli ve en yüksek oy potansiyeline sahip ismi Cumhurbaşkanı, diğerini ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak konumlandırmalıdır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin ortak bir vizyon ortaya koyması, seçmene güven verecek ve seçimlerin kazanılma şansını artıracaktır. Özellikle de iktidarın İmamoğlu hakkında açtığı davalar ve olası siyasi yasak tehlikesi ortadayken, muhalefetin aday belirleme sürecini daha geniş bir perspektiften ele alması kaçınılmazdır.
Türkiye’nin geleceği, yalnızca bir seçim sonucuna bağlı değildir. Asıl önemli olan, seçim sonrasında nasıl bir yönetim modeli inşa edileceğidir. Eğer muhalefet, seçim öncesinde bu modeli net bir şekilde ortaya koyar ve halkı bu planın bir parçası haline getirirse, seçim zaferinin kalıcı olması sağlanabilir. Aksi takdirde, kazanılan bir seçimin ardından yaşanacak yönetim krizleri, muhalefetin elini zayıflatabilir.
Sonuç olarak, muhalefetin en büyük hedefi Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak değil, Türkiye’yi yeniden parlamenter sisteme taşımak olmalıdır. Bu süreçte İmamoğlu ve Yavaş gibi iki güçlü ismin, birbirine rakip olarak gösterilmesi değil, birlikte çalışacakları bir yönetim modelinin oluşturulması gerekmektedir. CHP’nin tek bir adayı dayatan önseçim kararı, muhalefetin birlik içinde hareket etmesini zorlaştıran bir süreç yaratmaktadır. Doğru olan, iki ismin de aynı kadroda değerlendirilmesi ve seçim sonrası Türkiye’nin yönetiminde ortak bir rol üstlenmeleridir. Türkiye’nin kaderi, kısa vadeli siyasi hesaplarla değil, uzun vadeli stratejik bir vizyonla şekillendirilmelidir.
İsmail Erdal 14.02.2025 Muğla






