KELKİT VADİSİ VE BOĞALI DAĞI SADECE TOPRAK DEĞİLDİR, YAŞAMIN KENDİSİDİR
Bugün Karadeniz’in yaylalarında, ormanlarında, vadilerinde yapılan maden aramaları yalnızca birkaç ağacın kesilmesi değildir. Bu çalışmalar, bir yaşam sisteminin bozulmasıdır. Perşembe Yaylası’nda başlayan tartışmalar bize bir gerçeği bir kez daha göstermiştir: Şirketlerin gözü artık Anadolu’nun en bakir bölgelerine dikilmiştir. Şimdi aynı tehlike Kelkit Vadisi’ni, Boğalı Dağı’nı, Harşit Havzası’nı ve Karadeniz’in nefes aldığı bütün doğal alanları tehdit etmektedir.
Ben yıllarca Gümüşhane’de görev yaptım. Şiran’ın yaylalarını, Kelkit’in derelerini, Harşit’in akışını, Boğalı Dağı’nın sisini, çam kokusunu yaşayarak gördüm. O coğrafya sadece taş ve toprak değildir. O bölge Anadolu’nun SU DEPOSUDUR, OKSİJEN DEPOSUDUR, YAŞAM KORİDORUDUR.
Bugün “altın çıkaracağız”, “maden bulacağız”, “ekonomiye katkı sağlayacağız” diyerek dağları delmek isteyenler, aslında geleceğin suyunu, havasını ve toprağını yok etmektedir.
Çünkü bir dağ sadece kaya değildir.
DAĞ; yağmuru tutar.
DAĞ; yer altı sularını besler.
DAĞ; toprağı kaymadan korur.
DAĞ; ormanlarıyla iklimi dengeler.
DAĞ; binlerce canlıya yaşam verir.
Boğalı Dağı ve Kelkit Vadisi’nde yapılacak vahşi madencilik faaliyetleri yalnızca o bölgeyi değil, bütün Karadeniz ekosistemini etkileyecektir. Çünkü Karadeniz’in dereleri birbirine bağlıdır. Bir yerde toprağı zehirlediğinizde, o zehir dereyle ovaya, ovadan denize taşınır.
Bugün Karadeniz’de yaşanan sellerin, heyelanların, taşkınların sebebi sadece yağmur değildir. ORMANLARIN YOK EDİLMESİDİR. Toprağın dengesinin bozulmasıdır. Dere yataklarının değiştirilmesidir. HES projeleriyle doğanın damarlarının kesilmesidir.
Şimdi buna bir de siyanürlü, ağır metalli madencilik eklenmek isteniyor.
Maden sahalarında ortaya çıkan ağır metaller yalnızca toprağı değil, suyu da kirletir. Bu sular Kelkit Çayı’na, Harşit’e, Karadeniz’e ulaşır. Karadeniz’e ulaşan her zehir, görünmeyen yaşamı öldürür. Bilim insanlarının söylediği gibi planktonların zarar görmesi demek, denizin nefesinin kesilmesi demektir.
İnsanlar hâlâ olayı sadece “ağaç kesiliyor” diye düşünüyor. Hayır… mesele bundan çok daha büyüktür.
MESELE YAŞAM ZİNCİRİNİN KIRILMASIDIR.
Bir orman yok olunca:
Yağmur düzeni değişir.
Toprak verimsizleşir.
Arıcılık biter.
Hayvancılık geriler.
Dereler kurur.
Balıkçılık zarar görür.
Göç başlar.
Sonra insanlar dönüp “neden köyler boşaldı?” diye sorar.
Çünkü doğası öldürülen yerde insan da yaşayamaz.
Bugün Kelkit Vadisi’nde, Boğalı Dağı’nda, Harşit Havzası’nda yapılacak her kontrolsüz maden çalışması sadece bugünü değil, çocuklarımızın geleceğini tehdit etmektedir. Birkaç ton altın uğruna binlerce yıllık doğa yok edilmek istenmektedir.
Oysa gerçek zenginlik;
ALTIN DEĞİL TOPRAKTIR.
MADEN DEĞİL SUDUR.
ŞİRKETLER DEĞİL YAŞAMDIR.
Karadeniz’in yaylaları, Kelkit’in vadileri, Boğalı Dağı’nın ormanları yalnız Karadenizlinin değil, bütün Türkiye’nin ortak mirasıdır.
Bugün sessiz kalırsak yarın çocuklarımız bize şunu soracaktır:
“Bir avuç şirket kazanacak diye neden dağlarınıza sahip çıkmadınız?”
Ben inanıyorum ki Karadeniz insanı toprağına, suyuna, yaylasına sahip çıkacaktır. Çünkü bu mücadele sadece çevre mücadelesi değildir.
BU, YAŞAMA SAHİP ÇIKMA MÜCADELESİDİR.
İSMAİL ERDAL
EMEKLİ EĞİTİMCİ






