“Yıkılmış Sistemden Doğan Bilinç:  Yeni Nesil Gericiliğe Karşı Bilimle Büyüyen Gençlik”

Toplumun birçok kesimiyle hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Ancak beni bu günlerde umutlandıran, içimi serinleten bir gerçek var: Gençlik. Hele ki üniversite gençliği… Ne kadar da onurlular, ne kadar da bilinçliler. Hep “Gençler nereye gidiyor?” diye sorulur ya, ben artık şöyle diyorum: Gençlik bizi geçiyor, bizi utandırıyor; ama ne mutlu ki, bu bir övünç utancıdır. Onlar bizden daha cesur, daha sorgulayıcı, daha uyanıklar.

Gözlerinin içine baktığınızda, bu topraklarda doğmuş ama dünyanın tüm sorunlarını omzunda taşıyan bir kuşağın kararlılığını görüyorsunuz. Eğitim sisteminin yozlaştırıldığının farkındalar. Bozulmuş müfredatın, torpilin, liyakatsizliğin bilincindeler. Onlara bırakılmış yamalı bir gelecek var ama onlar, kendi kaderlerini başkalarının ellerine teslim etmeye niyetli değiller.

Ne yazık ki bugün birçok üniversite, bilim üretmesi gerekirken gericiliğin yuvaları haline gelmiştir. Aydın ve nitelikli akademisyenler çeşitli yöntemlerle üniversitelerden uzaklaştırılırken, geçmişte kamudan temizlenmiş FETÖ kalıntılarının tekrar akademiye sızdığına tanık oluyoruz. Üniversitelerin dünyaya açılan yüzü olması gereken bazı bölümlerin başkanlık koltuklarında, çağdaş bilim insanı duruşundan uzak, kılık kıyafet ve davranışlarıyla gericiliğin sembolü haline gelmiş kişiler oturuyor. Bilimin değil, tarikat anlayışının belirleyici olmaya başladığı bu atmosferde, eğer böyle devam ederse, yakında amfilerde bilgi sesleri yerine nalın sesleri yankılanmaya başlayacaktır.

Z kuşağı denen bu gençlik, ellerindeki telefonları sadece eğlence aracı olarak görmüyor. Bilginin peşindeler. Üniversitelerin veremediği, veremeyeceği bilgileri araştırıyor, öğreniyor, tartışıyorlar. Kendi kendilerinin öğretmeni olmuş durumdalar. Uyduruk tezlerle doçentlik, profesörlük unvanı alanlardan daha donanımlılar. Bunu söylemek acı ama gerçek. Bugün birçok akademik kürsü, ne yazık ki gerçeği değil, bir sistemin bekasını anlatıyor. Oysa gençlik, gerçeğin peşinde.

Ve doğa… Bu gençlik, kapitalizmin doymak bilmez kar hırsına karşı bir doğa bilinciyle yaşıyor. Göz göre göre yok edilen ormanların, kurutulan derelerin, betonlaşan vadilerin hesabını sormaya hazırlanıyorlar. Çevre mücadelesi onların vicdanında büyüyor. Dertleri sadece kendi gelecekleri değil; tüm canlıların, bu gezegenin geleceği.

İşte o zaman Atatürk’ün “Ey Türk gençliği!” diyerek başlayan hitabesinin ne kadar derin bir öngörü olduğunu yeniden fark ediyoruz. O gençliğe güvenmişti. Onlara bir ülkenin değil, bir çağın dönüşümünü emanet etmişti. Ve bugün görüyoruz ki, gençlik o emanete sahip çıkacak iradeye, bilince ve cesarete sahip. Onlar yalnız kendi geleceklerini değil, kendilerinden sonra gelecek olanları da düşünüyorlar. Emaneti eksiksiz teslim edeceklerinden şüphem yok.

Yine özerk üniversiteler olacak. Bilimin özgürce konuştuğu kürsüler yeniden kurulacak. Tarikatların, cemaatlerin cirit attığı yerler birer birer sönecek. Gericiliğin değil, aydınlanmanın yuvaları yeşerecek. Bilim insanları yine aklın ve vicdanın rehberliğinde bu ülkeyi yeniden çağdaş medeniyetler seviyesine çıkaracak.

Ben inanıyorum. Yeter ki bu gençliğe güvenelim. Onlara özgürlük, fırsat, bilimsel altyapı ve destek sağlayalım. Yurt dışına gitmek zorunda kalan beyinlerimiz, bir gün geri dönecek. O dönüş, yalnız bir ülkenin değil; bir halkın yeniden ayağa kalkışı olacak. Bugünün sessiz devrimcileri olan üniversite gençliği, yarının kurucularıdır.

 

İsmail Erdal Mart 2025 Muğla