Bugün 14 Şubat, Sevgililer Günü’müş. Haberlerden öğrendim. Bizim zamanımızda böyle özel günler pek bilinmezdi. Ne Sevgililer Günü vardı, ne Anneler, Babalar Günü… Varsa bile pek kıymeti yoktu. Ama zaman değişti, alışkanlıklar değişti. Şimdi her şeyin bir günü var. Gençler için belki de bugün, çiçeklerin, hediyelerin, güzel sözlerin günü. Ama bizim yaştakiler için sevgi, yılların içinden süzülüp gelen bir alışkanlık, bir vefa, bir sabır… Çayın şekerini tam kıvamında koymak, yorulduğunu anlamadan yanına bir tabure çekmek, sessizce yanında oturmak… Bunlar gösterişsiz ama en derin sevgiyi anlatan şeylerdir.
Bu Sevgililer Günü’nün kökeni, öyle sandığımız gibi masum bir gelenek değil aslında. İşin ucu, çok eskiye, Roma İmparatorluğu’na kadar gidiyor. Anlatılanlara göre, 3. yüzyılda Roma’da İmparator II. Claudius, genç erkeklerin evlenmesini yasaklamış. Ona göre bekâr erkekler, evlilere göre daha iyi asker oluyormuş. Ama Valentine adında bir rahip, bu yasağa karşı çıkmış ve gizlice âşıkları evlendirmeye devam etmiş. Sonunda yakalanmış, hapse atılmış ve 14 Şubat’ta idam edilmiş.
Başka bir rivayete göre ise Rahip Valentine, hapisteyken bir gardiyanın kızına âşık olmuş. İdam edilmeden önce kıza bir mektup yazmış ve “Senin Valentine’in” diye imzalamış. Bugün hâlâ kullanılan “Be My Valentine” (Benim Sevgilim Ol) ifadesi buradan geliyormuş. Zamanla bu olay bir efsane haline gelmiş, 14 Şubat da âşıkların günü olarak anılmaya başlamış. Orta Çağ’da, özellikle İngiltere ve Fransa’da Sevgililer Günü’nün temelleri atılmış. Bugünkü anlamıyla yayılması ise 19. yüzyılda başlamış. Kartpostallar, hediyeler, çikolatalar işin içine girince, ticaret de bu günü sahiplendi ve artık dünyanın dört bir yanında kutlanır oldu.
Sevgililer Günü deyince akla çiçekler, romantik sözler, hediyeler geliyor. Ama biz, sevgili olmak ne demek, yıllar içinde öğrendik. 48 yıl geçti… Sevgili olmak sadece el ele tutuşmak değil, aynı sofraya oturmak, aynı derdi çekmek, aynı yastığa baş koymak demek. Kimi zaman tartışmak ama küsmeden aynı çatı altında uyuyabilmek demek.
Gençler için sevgi, büyük sözler söylemek, coşkulu heyecanlar yaşamak belki. Ama bizim için sevgi, sessizce anlaşabilmek, yorulduğunda destek olmak, hastalandığında yanında olmak… Sevgili olmak, yaşlandığında ilacını hatırlayan, gözlüğünü nereye koyduğunu bilen, sabah uyandığında “İyi misin?” diye soran kişidir.
Sevgi, bir günü değil, bir hayatı paylaşmaktır. Birlikte yaşlanabilmek, eksildiğinde tamamlayan, sustuğunda anlayan, konuştuğunda dinleyen olmaktır. Gençken aşk bir kıvılcım gibidir; parlak ama çabuk söner. Gerçek sevgi ise köz gibi yanmaya devam eder.
Gençler belki bugün çiçekler alacak, güzel sözler söyleyecek. Peki ya biz? Biz zaten bir ömür paylaşarak sevgimizi göstermedik mi? Bugün bize düşen belki de yan yana oturup geçmişi hatırlamak. Gençlikteki heyecanlarımızı, çocukluğumuzu, yaşadıklarımızı… Ve sonra dönüp birbirimize bakmak. “İyi ki” diyebilmek.
Çünkü en büyük sevgi, bir günü değil, bir ömrü paylaşabilmektir. 14 Şubat önemli değil. Asıl mesele, her günü Sevgililer Günü gibi yaşayabilmek.
İsmail Erdal 14.02.2025 Muğla






