"Hayvanına El Konulan Çoban ve Türk Hayvancılığına Açılan Bir Yaradan Bahsetmek İstiyorum"

“Çobansız Dağlar, Açlığa Giden Yoldur”

Geçtiğimiz günlerde Bitlis’te yaşanan bir olayın videosu düştü önüme. Bir çoban, elinde tüm resmi izinleri olduğu halde, jandarma tarafından “çobanlık izni yok” bahanesiyle sürüsüne el konulurken çekilmiş görüntüler. Evet, yanlış duymadınız; bu toprakların en eski işlerinden biri olan çobanlık, şimdi bir kağıt parçasına bağlı hale gelmiş ve yetmemiş, memur takdiriyle sürüye el konur hale gelmiş!

Şimdi soruyorum:

Bunun amacı nedir? Kimi koruyoruz, kimden koruyoruz?

Çobanı mı, keçiyi mi, doğayı mı, yoksa birilerinin masa başında çizdiği hayali projeleri mi?

Önce şunu bilelim: Türkiye’nin dört bir yanında küçükbaş hayvancılık, hele de dağlık bölgelerde, çobanın emeğiyle, alın teriyle, doğaya uyum içinde yürür. Çobanlar ve sürüleri binlerce yıldır bu coğrafyada doğanın bir parçası.

Onlar, yalnızca hayvan yetiştirmiyor; toprağı koruyor, mera kültürünü yaşatıyor, iklim krizine direniş gösteriyor.

Bugün dağ keçisi gibi, koyun, keçi sürüsü gibi canlılar doğayla iç içe beslenirken, hem mera alanlarını doğal biçimde budar hem de orman yangınlarının ilerlemesini bile önler.

Yani hayvancılık sadece ekonomi değildir; doğal dengeyi de sağlar.

Peki şimdi ne oluyor?

Bir emir geliyor: “Çobanlık izni yokmuş!”

Oysa adamın elinde resmi izin belgeleri var.

Ne yapılıyor?

Gidip hayvanlara, yani ekmeğe, yani doğrudan Türkiye’nin geleceğine el konuluyor.

Bu kime yarar?

Ne doğaya, ne üretime, ne köylüye, ne ülkeye.

Şu unutulmamalı:

Hayvancılığın yok edilmesi demek, kırsalın tamamen çökmesi demektir.

Köylünün hayvancılıkla bağı kesilirse, köyler biter.

Köyler biterse, şehirlerin açlık problemi başlar.

Gıdayı ithal eden bir ülke, bağımsız olamaz!

Peki hangi yasaya dayanıyorlar?

Burada bir karmaşa var.

Evet, Türkiye’de “Mera Kanunu” (4342 sayılı) ve “Orman Kanunu” gibi düzenlemelerle bazı alanlarda izinsiz otlatma yasaklanmıştır.

Ama buradaki mesele öyle basit bir “mera işgali” değildir.

Eğer çobanın elinde yasal belgeler varsa ve otlattığı yer serbest alan ya da mera ise, hayvanına el koymak tam anlamıyla hukuk dışıdır.

Bu, Anayasa’nın “mülkiyet hakkı”nı da ihlal eder, aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kırsal kalkınmayı destekleme politikalarına da aykırıdır.

İşin acı tarafı ne biliyor musunuz?

Bürokrasinin kör gözü, hayvancılığın canına okuyor.

Kırsalı yaşatmak gerekirken, köylüye köstek olunuyor.

Sonuç ne olur?

 • İnsanlar dağa çıkıp hayvan bakmaktan vazgeçer.

 • Keçi, koyun azalır.

 • Meralar yabani otlara boğulur, yangınlar artar.

 • Et fiyatları fırlar, gıda bağımlılığı artar.

 • Köylü kente göçer, şehirler işsizlikle dolar.

Bu ülkenin kurtuluşu, üretime ve doğaya sahip çıkmaktan geçiyor, çobanı sürüsünden koparmaktan değil!

Çobanın keçisine el koyan sistem, aslında kendi geleceğine de el koyuyor, farkında değil!

Sözün özü:

Bugün Bitlis’te bir çobanın başına gelen, yarın hepimizin sofrasındaki ekmeği, sütü, eti etkiler.

Çobanı desteklemek suç değil, vatani görevdir!

Ve unutmayalım:

“Çobanı ezen devlet, yarın aç kalan devlet olur!”

İsmail Erdal  Nisan 2025 Muğla