“Zamanın İçinden Geçen Bir Gönül”      

1947’nin karlı bir gününde düşmüşüm hayata…

Bembeyaz bir örtünün altına, usulca yazılmış ilk cümle gibi.

Belki de o yüzden, soğuk günlerimde bile içimde hep bir sıcaklık saklı durdu.

Çocukluğum, pencereden dışarı bakıp

“Bir gün…” diye başlayan hayaller kurmakla geçti.

Gençliğim, adımlarının önüne düşen uzun bir yol gibi

hep çağırdı beni.

“Koş” dedi, “yetiş” dedi, “zaman seni beklemez!”

Ve beklemedi de…

Ne kadar hızlı olsan, zaman senden hep bir adım önde yürürmüş meğer.

Emekli oldum, “dur biraz” dedim,

O ise rüzgâr uğultusuyla, “Ben durmam” diye fısıldadı.

Şimdi…

Gönlüm hâlâ genç bir çınarın taze filizleri gibi,

ama beden, yılların ağırlığını sessizce taşıyor.

Nefesim daha ölçülü, dizim daha temkinli,

uykularım hafif, sabahlarım erken artık.

Ama biliyorum ki:

İnsanı ihtiyarlatan zaman değil, umutlarını bırakmaktır.

Ve ben umudumu bırakmadım.

Dostlarım birer birer gökyüzünün yıldızlarına karıştılar.

Her giden, içimde bir boşluk bıraktı;

ama o boşlukların içinden ışık sızıyor şimdi.

Ne çok şey öğretmişler bana…

Bir insanın ömrü, elinde tuttuğu değil,

kalbinde sakladığıyla anlam kazanıyormuş.

Evet, çevrem daraldı;

sesler azaldı, sofralar küçüldü.

Ama yüreğimde çoğalan bir şey var:

Şükrün sıcaklığı.

Ne yaşamışsam iyi ki yaşamışım;

ne beklemişsem iyi ki beklemişim.

Zaman beni kendimle tanıştırdı.

Yollardan aldığım toz, yüzüme değil

kaderime yazıldı.

Ve bugün, son düzlük gibi görünen bu yolda

biliyorum ki her sabah yeni bir ihtimal,

her nefes yeni bir başlangıçtır.

Çünkü insan yaşlandıkça toprağa yaklaşır

ama bir o kadar da göğe yaklaşıyormuş…

Göğe yakın olmak, umuda yakın olmak demektir.

Ben hâlâ umudun yolcusuyum.

Kalemim sıcak, gönlüm diri, ışığım sönmüş değil.

Ve biliyorum:

Sonuna doğru yürürken bile hayat,

yeni bir başlangıcın eşiğidir.

İsmail Erdal