İsmail Erdal’ın kaleminden.
Gazeteci, yazar, aydınlanma neferi İlhan Selçuk’un yazılarıyla büyüdük biz.
Onun kaleminde yalnızca bilgi değil; sorgulama, direnme, yüzleşme ve onur vardı.
Defalarca okuduğum yazılarından biri var ki, yıllar sonra hâlâ zihnimde çınlıyor:
“Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız, her şeyimiz varken neler yapamıyoruz!”
İlhan Selçuk bu soruyu defalarca sordu.
Sadece okuyanlara değil, hepimize…
Ben de bu yazıyı, onun o sarsıcı anlatımından ilham alarak, hem kendime hem bu ülkenin bugününü anlamaya çalışan herkese bir hafıza tazelemesi niyetiyle kaleme alıyorum.
Bu yazı bir hatırlatmadır.
Aynı zamanda İlhan Selçuk’a bir saygı duruşudur.
Onun sorduğu soruları bugünün gençlerine, bugünün yöneticilerine, bugünün yorgun halkına yeniden sormak için yazılmıştır.
Yıl 1923…
Yedi düvele karşı verilmiş bir kurtuluşun ardından yeni bir devrim başlıyor Anadolu’da.
Ülkenin ne bir taşı yerinde, ne de halkının içi rahattı. Savaş bitmişti ama yoksulluk, çaresizlik, karanlık dört bir yanı sarmıştı.
Düşünsenize…
Yunanlı Batı’dan saldırmış, İngiliz’le el ele Anadolu’yu paylaşmanın hesabını yapmıştı.
Doğu’da Ermeni-Rus birlikteliğiyle, kuzeyde Pontusçu hayallerle kan akıtmıştı düşman.
Güneyde Fransız’la işbirliği yapanlar, içimizden çıkan hainler; ihanetin tarihini yeniden yazmıştı.
Koskoca imparatorluk yıkılmış, elde İstanbul’la İzmir bile kalmamıştı.
Altı-yedi milyonluk, yorgun, aç, bitkin bir halk…
Üstelik halkın %95’i okuma yazma bilmiyor…
Kadınlar çarşafa, erkekler çok eşliliğe mahkum…
Fabrika yok, doktor yok, mühendis yok, sermaye yok, hatta elektrik bile yok!
Banka mı? Yok. Üniversite mi? O da yok.
Yurttaşlık yasası? O da daha yazılmamıştı.
Ne ihracat, ne ithalat…
Ne üretim, ne birikim…
Sermayesiz kalkınmak nasıl mümkün olacak?
İşte bu zifiri karanlıkta, bir önderin sesi yankılanıyor Anadolu bozkırında:
“Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!”
Şaşırıyorum bazen…
Yıl 2000’leri geçmişiz.
Televizyon, internet, yüksek lisanslar, yabancı diller, dünya ile entegre olmuş koca bir Türkiye…
Ama hala bir Nurcuya, bir tarikat şeyhine, bir “bize çağ atlattı” diyen siyasetçiye meyleden milyonlar…
Elde her şey var ama fikir yok, bilinç yok, irade yok…
İşte o zaman bir kez daha şaşırıyorum.
1923’te okuma yazma bilmeyen bir halkla eğitim devrimi yapan kuşak, bugün diplomalı ama eleştirel düşünmeyen milyonlara bırakmış yerini.
Mustafa Kemal ve arkadaşları; omlet için yumurta yokken kahvaltı sofrası kurmuşlardı millete.
Bizse elimizde tüm malzeme varken doğru dürüst bir omlet yapamıyoruz!
Soruyorum kendime:
Nasıl olmuş da bu halk ayağa kalkmış?
Nasıl olmuş da savaş artığı bir toplumdan bilim insanı, iş adamı, sanayici, hukukçu çıkmış?
Kütüphanesi olmayan bir ülkede kitap seferberliği nasıl başlamış?
Tarihi olmayan bir ülkede tarih nasıl yazılmış?
Sermayesiz, mühendissiz, işçisiz, fabrikasız bir millet nasıl ekonomik kalkınma başlatmış?
Yunan’la dostluk kurulmuş.
Avrupa’da saygınlık kazanılmış.
Bağımsız Merkez Bankası, Ziraat Bankası, Sümerbank, Etibank kurulmuş.
Devletçilik sadece üretim değil, halkı hayata bağlayan köprü olmuş.
Elde yokken yapılanları görünce…
Bugün her şeyimiz varken yapılmayanları görünce…
Ve bir de bu ortamda, hâlâ Mustafa Kemal’e saldıranları görünce…
İşte o zaman daha da çok şaşıyorum…
Ey gençler…
Ey bu ülkenin geçmişini unutmaya yatkın olanlar…
Bu yazıyı bir ders gibi okuyun.
Alfagetbay gibi, kelime kelime sindirin.
Cumhuriyet nasıl kuruldu, bu halk nasıl ayağa kalktı bilin.
Bugün sahip olduğunuz her şeyin ardında ne acılar, ne alın terleri, ne yaslar yattığını fark edin.
Çünkü geçmişini unutan, geleceğini kaybeder.
Ve ben, bu milletin yeniden o eşsiz mücadele ruhunu bulacağına yürekten inanıyorum.
Ama şimdilik…
Yine de…
Şaşıp kalıyorum.
İsmail Erdal
(İlhan Selçuk’un anısına)






