“Samsun’dan Ankara’ya: Gençliğin Bağımsızlık Yürüyüşü”
Bu yıl, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Samsun’dan başlatıp Ankara’da Anıtkabir’de noktaladıkları “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü”nün 57. yıl dönümünü yaşıyoruz. 1968 sonbaharında atılan o adımlar, Cumhuriyet gençliğinin bağımsızlık idealini tarihe kazımıştı. Ne acıdır ki o yürüyüşün önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972’de, Hıdırellez sabahında darağacına gönderildi. Baharın ve yaşamın simgesi olan o gün, üç fidanın canına kıyıldı; ama aslında onların tohumları toprağa düştü ve umut olarak filiz verdi. Ben de bu yazıyı sonbaharın hüznü içinde, Cumhuriyet Bayramı yaklaşırken ve 10 Kasım’ın gölgesinde kaleme alıyorum. Çünkü o yürüyüşün hatırlattığı gerçek, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatıyor.
1968 sonbaharında bir grup üniversiteli genç, Atatürk’ün izinde Samsun’dan Ankara’ya yürüdü. Amaçları, tam bağımsızlık idealini Anadolu halkıyla yeniden buluşturmaktı. Yırtık ayakkabılarla, yorgun bedenlerle ama dimdik bir inançla çıktıkları bu yol, Cumhuriyet’in gençliğe emanet olduğunu bir kez daha hatırlattı.
1968 yılı… Türkiye gençliğinin, Atatürk’ün izinde tam bağımsız bir ülke özlemini haykırdığı yıllar. O yıl Cumhuriyet Bayramı’nda, bir grup üniversiteli genç, Samsun’dan Ankara’ya doğru yola çıktı. Ellerinde pankartlar, yüreklerinde bağımsızlık tutkusu vardı. Bu yürüyüşe “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” adını verdiler.
Yaklaşık 50 civarında üniversite öğrencisi Samsun Cumhuriyet Meydanı’nda toplandı. Aralarında öne çıkan isimlerden biri Deniz Gezmiş’ti. Yürüyüş boyunca sayıları kimi zaman azaldı, kimi zaman köylerden ve kasabalardan katılanlarla çoğaldı. Her uğradıkları yerde birkaç adım da olsa yanlarında yürüyen gençler, köylüler oldu. Kimi bir saat, kimi bir gün onlara eşlik etti. Böylece yürüyüş yalnızca öğrencilerin değil, halkın da sahiplendiği bir yolculuğa dönüştü.
Gençlerin amacı açıktı: Atatürk’ün emperyalizme karşı başlattığı Kurtuluş Mücadelesi’ni hatırlatmak, Cumhuriyet’in yalnızca törenlerle değil, halkın omuz vermesiyle yaşatılabileceğini göstermekti. “Tam bağımsızlık” şiarını Anadolu’nun köylerinde, kasabalarında yeniden yükseltmek istediler. Yürüyüş, Atatürk’ün Samsun’dan başlayan yolculuğunun çağdaş bir hatırlatmasıydı.
29 Ekim’de Samsun’dan çıktılar. İlk durakları Çarşamba ve Terme oldu. Köylerde kapılar açıldı, sofralar kuruldu. Havza’da Atatürk’ün 1919’daki izlerini selamladılar. Amasya’da, Amasya Tamimi’nin gölgesinde gençlik heyecanıyla bir kez daha “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözünü hatırladılar.
Sonraki durak Tokat oldu. Burada halkın ilgisi büyüktü, gençler bildiriler dağıttılar. Çorum üzerinden geçtiler, Yozgat’ın köylerinde ağırlandılar. Kırıkkale yollarında ayakları iyice yara bere içindeydi ama moralleri yüksekti. Ve nihayet 10 Kasım 1968’de, Atatürk’ün ölüm yıldönümünde Ankara’ya, Anıtkabir’e ulaştılar. Yürüyüş, Atatürk’ün huzurunda tamamlandı.
450 kilometrelik yol, genç bedenler için kolay değildi. Ayakkabılar parçalandı, çoğu lastik ayakkabıyla, kimisi neredeyse çıplak ayak yürüdü. Aç kaldıkları, uykusuz geceler geçirdikleri oldu. Zaman zaman jandarmaların baskısıyla karşılaştılar. Ama bu zorlukların hiçbiri onları yıldıramadı.
En büyük güçleri, Anadolu insanının yürekleriyle yanlarında durmasıydı. Köylü kadınlar çorba ikram etti, yaşlılar dualar etti, çocuklar ellerine meyve tutuşturdu. Halkın bu desteği, gençlerin iradesini daha da pekiştirdi.
O günleri yaşayan biri olarak, bu yürüyüşün coşkusunu yakından hissettim. İstanbul’da üniversitede okuyan bir arkadaşım da bu yürüyüşün içindeydi. Kısa bir süreliğine onları ziyaret ettim. Yorgun ama inançla parlayan gözlerini gördüm. Konuştukça heyecanlarının bulaşıcı olduğunu hissettim. Ellerinde nasır, ayaklarında yara vardı ama yüreklerinde taşıdıkları umut dimdik ayakta duruyordu. O gençleri izlerken, bu ülkenin geleceğinin onların omuzlarında yükseleceğini düşündüm.
Ankara’ya vardıklarında ise mutluluklarının doruğunu yaşadılar. Onları büyük bir gençlik kitlesi karşıladı. Hep birlikte Anıtkabir’de saygı duruşunda bulundular. Atatürk’ün huzurunda, “Tam Bağımsız Türkiye” şiarını bir kez daha haykırdılar. Bu an, tüm yorgunluklarını unutturan bir gurur anıydı.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Samsun–Ankara İstiklal Yürüyüşü, yalnızca birkaç öğrencinin eylemi değil; bu toprakların gençlik idealizminin en güçlü ifadelerinden biriydi. Cumhuriyet’in çocukları, ayakkabıları yırtılsa da, ayakları kanasa da, bağımsızlık yolunda yürüdüler. Halkla el ele verdiler, yürekten inandıkları bir davayı Anadolu’ya taşıdılar.
Bugün bize düşen, onların o yürüyüşte hatırlattığı gerçeği unutmamaktır: Bağımsızlık, ancak halkın mücadelesiyle korunur.
Yazar Notu:
Ben İsmail Erdal. Emekli bir eğitimci, aynı zamanda yaşadığı dönemin tanığıyım. Öğrencilik yıllarımda Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkan gençleri, onların umut ve heyecanını yakından görmüş biri olarak bu satırları kaleme alıyorum. Tarihe tanıklık edenlerin görevi, gördüklerini ve yaşadıklarını gelecek kuşaklara aktarmaktır. Bu yazıyı da o sorumlulukla yazdım.
İsmail Erdal
Emekli Eğitimci








