MAHKEME KARARI CHP’Yİ DEĞİL, DEMOKRASİYİ HEDEF ALMIŞTIR
CHP TABANI DİK DURMALI, ÖRGÜT AKLINI KAYBETMEMELİDİR
CHP kurultayıyla ilgili verilen “mutlak butlan” kararı, yalnızca bir parti içi hukuk meselesi olarak görülemez. Bu kararın doğuracağı sonuçlar, CHP’nin yönetim yapısını, örgüt bütünlüğünü, belediyelerini, milletvekillerini, üyelerini ve en önemlisi halkın değişim umudunu doğrudan etkileyecektir.
Bu nedenle meseleye soğukkanlı ama kararlı bakmak zorundayız.
Bu karar uygulanırsa, ilk olarak parti yönetiminde meşruiyet tartışması doğacaktır. Mevcut genel başkanın, Parti Meclisi’nin ve Merkez Yönetim Kurulu’nun yetkileri tartışmalı hale getirilecektir. Bu durum CHP içinde çift başlılık yaratabilir. Bir tarafta mevcut yönetim, diğer tarafta mahkeme kararına dayanarak geri dönmek isteyen eski yapı ortaya çıkabilir.
İşte en büyük tehlike buradadır.
Çünkü çift başlılık, bir siyasi partiyi felç eder. İl örgütleri kime bağlı çalışacağını bilemez. İlçe örgütlerinde ayrışmalar başlar. Belediyeler üzerinde baskı artar. Milletvekilleri taraf seçmeye zorlanır. Parti tabanı sosyal medyada birbirine düşürülür. Bu tablo en çok iktidarın işine yarar.
Bu nedenle CHP yönetimi ve üyeleri şu gerçeği iyi görmelidir:
PANİK YOK.
TESLİMİYET YOK.
İÇ KAVGA YOK.
ÖRGÜT İRADESİNDEN GERİ ADIM YOK.
Alınması gereken ilk tedbir, parti örgütünün dağılmasını önlemektir. Genel merkezden il ve ilçe örgütlerine kadar herkes aynı dili kullanmalıdır. Kimse öfkeyle hareket etmemeli, kimse kişisel hesaplaşma içine girmemelidir. Çünkü bu süreçte en küçük dağınıklık bile büyütülerek CHP’ye karşı kullanılacaktır.
İkinci tedbir, hukuki mücadelenin sonuna kadar sürdürülmesidir. Karara karşı tüm itiraz yolları kullanılmalı, üst mahkemelere başvurulmalı, hukukçulardan oluşan güçlü bir kurul oluşturulmalıdır. Bu kurul yalnızca dava dosyasını değil, kararın parti tüzel kişiliği, kurultay kararları, belediyeler ve milletvekilleri üzerindeki etkilerini de değerlendirmelidir.
Üçüncü tedbir, olağanüstü kurultayın hızla gündeme alınmasıdır. Çünkü bu krizi aşmanın en demokratik yolu, yeniden örgüt iradesine başvurmaktır.
Eğer mahkeme bir kurultayı tartışmalı hale getiriyorsa, yapılacak en doğru iş; yeni, açık, güçlü ve tartışmasız bir kurultayla örgütün iradesini yeniden ortaya koymaktır.
Bırakın son sözü mahkeme salonları değil, CHP delegeleri söylesin.
Yeni kurultay:
Şeffaf yapılmalıdır.
Delegelerin iradesi baskı altına alınmamalıdır.
Adaylık süreçleri açık olmalıdır.
Sandık güvenliği tam sağlanmalıdır.
Her aşama kamuoyuna net biçimde anlatılmalıdır.
Bu yapılırsa, CHP bu krizden daha güçlü çıkabilir. Ama iç kavga büyürse, iktidarın istediği tablo ortaya çıkar.
Dördüncü tedbir, belediyelerin korunmasıdır. CHP’nin elindeki belediyeler bugün halkla doğrudan temas kurulan en önemli alanlardır. Bu süreçte belediyeler yıpratılmak istenebilir. Başkanlar hedef haline getirilebilir. Hizmetler aksatılmaya çalışılabilir. Bu nedenle belediyeler hem hukuki hem siyasi olarak korunmalı, hizmetlerin kesintisiz sürdüğü halka gösterilmelidir.
Beşinci tedbir, milletvekillerinin ve parti yöneticilerinin sorumlu davranmasıdır. Hiç kimse kişisel hesabını partinin geleceğinin önüne koymamalıdır. Kimse televizyon ekranlarında partisini yıpratacak açıklamalar yapmamalıdır. Eleştiri yapılacaksa örgüt içinde yapılmalıdır. Çünkü bugün her söz büyütülerek CHP’ye karşı silaha dönüştürülecektir.
Altıncı tedbir, CHP tabanının bilinçli davranmasıdır. Üyeler, delegeler ve seçmenler birbirine düşmemelidir. Sosyal medyada hakaret, linç ve karalama dili kullanılmamalıdır. Çünkü bu süreçte en çok istenen şey CHP’lilerin birbirini yemesidir.
CHP tabanı şunu bilmelidir:
Bu mücadele sadece bir genel başkanlık mücadelesi değildir.
Bu mücadele, Cumhuriyetin kurucu partisinin teslim alınıp alınamayacağı mücadelesidir.
Bugün CHP’ye yapılan müdahale başarılı olursa, yarın başka partiler de aynı yöntemle dizayn edilebilir. Bu nedenle mesele yalnızca CHP meselesi değildir; Türkiye’de demokrasinin yaşayıp yaşamayacağı meselesidir.
Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresindekiler de şunu bilmelidir:
Koltuk hırsıyla partiyi ateşe atanları tarih affetmez.
Kaybettiği kurultayı hazmedemeyip partisini mahkeme kapılarına taşıyanları tarih affetmez.
İktidara yürüyen bir partinin önüne taş koyanları tarih affetmez.
Bugün yapılması gereken şey çok açıktır:
CHP yönetimi hukuki mücadeleyi sürdürecek.
Örgüt birliğini koruyacak.
Olağanüstü kurultay seçeneğini güçlü biçimde değerlendirecek.
Belediyelerine sahip çıkacak.
Tabanı sokağa değil, örgütlü ve bilinçli mücadeleye çağıracak.
Provokasyonlara izin vermeyecek.
Partinin meşruiyetini mahkeme salonlarında değil, örgüt iradesinde arayacaktır.
CHP tabanı dik durmalıdır.
Çünkü bugün eğilen, yarın Cumhuriyeti savunamaz.
Bugün susan, yarın laikliği savunamaz.
Bugün parti içi hesaplara teslim olan, yarın halkın geleceğini savunamaz.
Bu karar, demokrasiye vurulmuş ağır bir darbedir. Ama her darbe, karşısında örgütlü bir halk iradesi bulursa boşa çıkar.
CHP’nin gerçek sahibi ne saraydır ne mahkeme salonlarıdır ne de koltuk sevdalılarıdır.
CHP’nin gerçek sahibi; Kuvayı Milliye ruhuna, Cumhuriyete, laikliğe, halk egemenliğine ve demokrasiye inanan milyonlardır.
Bugün görevimiz bellidir:
DİK DURACAĞIZ.
BİRBİRİMİZE DÜŞMEYECEĞİZ.
ÖRGÜTÜMÜZE SAHİP ÇIKACAĞIZ.
DEMOKRASİYİ SAVUNACAĞIZ.
CUMHURİYETİ TESLİM ETMEYECEĞİZ.
İSMAİL ERDAL