BÖLÜM 6
AVUSTRALYA: YOK SAYILARAK YOK EDİLEN BİR HALK
Avustralya’da yaşananlar, sömürgeciliğin en sinsi hâllerinden biridir.
Burada silah kadar güçlü olan şey, yok saymaktı.
Avrupa Avustralya’ya ulaştığında, orada yaşayan bir halk vardı.
Binlerce yıldır o topraklarda yaşayan Aborjinler…
Doğayla uyum içinde, toprağı sahiplenmeden,
onu koruyarak var olan bir yaşam sürüyorlardı.
Ama Avrupa hukukuna göre bu yaşam,
yaşam sayılmadı.
Çünkü toprak çitle çevrilmemişti.
Çünkü tapu yoktu.
Çünkü mülkiyet anlayışı Avrupalı değildi.
Ve bir kelime üretildi: Terra nullius.
Yani sahipsiz toprak.
Bu kelimeyle bir kıta, üzerindeki insanlarla birlikte yok sayıldı.
Toprak sahipsiz ilan edilince,
işgal hukuki hâle geldi.
Yerleşim meşrulaştı.
Yerli halk, engel olarak görüldü.
Aborjinler sürüldü.
Avlanma alanları ellerinden alındı.
Su kaynakları kapatıldı.
Yaşam alanları daraltıldı.
Ama en büyük yıkım, çocuklar üzerinden kuruldu.
Yerli çocuklar ailelerinden alındı.
“Uygarlık” adına başka ailelere verildi.
Dillerini konuşmaları yasaklandı.
Kültürleri unutturulmak istendi.
Bu, sessiz bir soykırımdı.
Uzun süre konuşulmadı.
Kayda geçmedi.
Resmî tarihin dışına itildi.
Avustralya, modern bir devlet olarak anlatılırken,
yerli halkın yaşadıkları dipnot bile olmadı.
Bugün bile Aborjinlerin yaşam koşulları,
bu tarihsel kopuşun izlerini taşır.
Yoksulluk, dışlanmışlık, kimlik kaybı…
Ben Avustralya örneğine baktığımda,
şunu çok net görüyorum:
Sömürgecilik her zaman kanlı çatışmalarla yürütülmez.
Bazen bir kelimeyle,
bazen bir hukuk maddesiyle,
bazen de sessizlikle yürütülür.
Yok saymak,
öldürmek kadar etkilidir.
Bir sonraki bölümde,
tüm bu örnekleri birleştiren zihniyeti;
medeniyet masalının kan ve altın üzerine nasıl kurulduğunu ele alacağım.
İsmail Erdal Emekli Eğitimci