Çürüme Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Taşınan Bir Miras mı?
Abdurrahman Dilipak’ın yazısını dikkatle okuduğumda, toplumun içten içe nasıl çözüldüğünü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdiğini görüyorum. Kendi içinden gelen bir yazarın bu kadar sert eleştiriler yapması da aslında vahameti gösteriyor.
Ama ben bu noktada şunu söylemek isterim: Bu çürüme, ne bugünün icadı ne de sadece “muhafazakâr kesimin yozlaşması” ile açıklanabilir. Osmanlı’nın son dönemine bakarsak, Lale Devri’nden itibaren sefahat, gösteriş ve savurganlık imparatorluğu çürütmüş, saray ve çevresinde lüks içinde yaşayan bir sınıf yaratmıştır. Hatta Osmanlı’nın yıkılışının en büyük nedenlerinden biri, halktan kopuk, gösterişe ve çıkar ilişkilerine batmış bu yaşam biçimidir.
Cumhuriyet kurulduğunda ise hedef, toplumu üretime, bilime, çağdaşlığa yöneltmekti. Ama maalesef aynı hastalık farklı biçimlerde devam etti. Bir yanda dini siyasete alet edenler, diğer yanda modernlik adı altında tüketim çılgınlığına kapılanlar, aslında aynı kökten besleniyor: görgüsüzlük, savurganlık ve çıkarcılık.
Bugün “helal likör”den “helal düğün animatörüne” kadar uzanan bu komedi, aslında toplumun içini boşalttı. İnanç, bir yaşam biçimi ve ahlaki değerler bütünü olmaktan çıktı, bir pazarlama aracı, bir vitrin süsü haline geldi. Başörtüsü inancın sembolü olmaktan çıkıp lüks bir aksesuar, ibadetler de sağlık ve diyet ritüellerine dönüştü.
Dilipak’ın yazısında anlattığı tablolar bana şunu hatırlatıyor: Eğer toplum üretimden, bilgiden, gerçek maneviyattan kopar, gösteriş ve tüketimle ayakta kalmaya çalışırsa, çöküş kaçınılmazdır. Osmanlı’nın çürüyerek yıkılması böyle oldu, bugün Türkiye Cumhuriyeti de aynı tehlike ile karşı karşıya. Çünkü üretmeyen, sorgulamayan, bilim yerine dogmaya, ahlak yerine gösterişe sarılan toplumların geleceği karanlıktır.
Sonuçta mesele sadece dindarların yozlaşması değil; mesele bütün toplumun yozlaşmasıdır. Bir kesim dini tüketim kültürüne malzeme ederken, diğer kesim modernliği sadece marka ve lüksle özdeşleştirdi. İki yol da aynı çıkmaza çıkıyor.
Gerçek kurtuluş, ne helal şampanyada ne de lüks tüketimde; gerçek kurtuluş akılda, üretimde, adalette ve ahlakta. Eğer bunlar olmazsa, ister Osmanlı olsun ister Cumhuriyet, tarih aynı sonu yazmaya devam eder.
İsmail Erdal