“Dağın Sessiz Çığlığı – Bir Vicdan Manifestosu”
Dağların sessizliği vardır…
Kışın beyaz örtüsüne bürünmüş zirveler, rüzgârla fısıldaşır.
O sessizlikte, taşların arasından usulca yürüyen yaban keçileri vardır; başlarını kaldırıp gökyüzüne bakan, karın üstünde iz bırakan…
Onlar özgürlüğün, onurlu yaşamın, doğanın kendi yasasının simgesidir.
Ama bir gün, o sessizliği patlayan bir silah sesi yırtar.
Dürbünlü tüfeğin namlusu, dağın nefesini, gökyüzünün huzurunu hedef alır.
Bir kurşun, sadece bir bedeni değil, binlerce yıllık bir yaşam zincirini koparır.
Ve utanmadan, buna “spor” derler.
Spor dedikleri şey, korkuyla bakan gözlere tetiği çekmektir.
Spor dedikleri şey, kanın kar üstünde yayılışını izlemektir.
Spor dedikleri şey, ölümle poz verip gülümsemektir.
Doğa Koruma adını taşıyan bir kurum, 14 ilde “av ihalesi” açar.
36 milyon lira karşılığında, yaban keçisi, kızıl geyik, çengelboynuzlu dağ keçisi öldürülür.
Listeler hazırdır: Fiyatına göre can al, belgesini cebine koy, hatıra fotoğrafını çek.
Bu, doğayı korumak değil; doğayı pazara çıkarmaktır.
Bu, koruma değil; katliamdır.
Aynı anlayış, sahildeki bir kasabada, Datça’da hayvan barınağının kapısına kilit vurur.
Yerel halkın elini kolunu bağlar, şartları torpille esnetir, kendi adamını koltuğa oturtur.
Bir yanda dağlarda yaban hayatını kanla bitiren ihaleler, diğer yanda sahilde çaresiz köpekleri ölüme terk eden bir düzen…
Bu düzen, sadece hayvanları değil, insanın vicdanını da öldürmektedir.
Her yaban keçisi, o dağın sessiz nöbetçisidir.
Her kızıl geyik, ormanın kalp atışıdır.
Onları vurmak, dağın kalbine kurşun sıkmaktır.
Onların yok olması, karların erimesi, nehirlerin susması, toprağın çatlaması demektir.
Ekolojik denge, bir kurşunla yıkılır ama asla yerine konulamaz.
Fotoğraf çektirmek için öldürülen her canlı, insanlığın alnına kazınan kara bir lekedir.
O leke, ne parayla silinir, ne unutur zaman…
Bir gün, bu topraklar dağ keçisinin sessiz çığlığını, vurulmuş bir geyiğin boş bakan gözlerini, sahipsiz bir köpeğin açlıktan titreyen bedenini hatırlayacak.
Ve o gün geldiğinde, hiçbir dağ, hiçbir protokol, hiçbir koltuk sizi vicdanın mahkemesinden saklayamayacak.
Biz bu ülkenin dağlarını, ormanlarını, sahillerini ve içindeki her canlıyı savunuyoruz.
Bizim için avcılık, asla spor değil; yüreksizliğin, açgözlülüğün ve vahşetin başka adıdır.
Bizim için her yaşam, bir can kadar değerlidir.
Ve buradan ilan ediyoruz:
Yaşamdan yana olan herkes, bu katliam düzenine karşı sesini yükseltmelidir.
Çünkü susmak, kurşunun bir ucundan tutmaktır.
Biz susmayacağız.
Biz, yaşamı savunacağız.
Son yaban keçisi, son kızıl geyik, son özgür köpek de yaşayana kadar…
İsmail Erdal Ağustos Muğla