Çocukluk yıllarımda büyüklerimiz depremden, yani onların deyimiyle “zelzele”den bahsederken, bu kelimenin konuşulmaması gerektiğini, hatta inanışlarına göre, her zikredildiğinde deprem bir adım daha yaklaştığını söylerlerdi. O zamanlar, bizlere depremi bir doğa olayı olarak değil, adeta çağrıldığında gelen bir felaket gibi anlatırlardı. Ancak yıllar geçtikçe bilimin ışığında gördük ki, deprem ne bir kehanet ne de kaçınılmaz bir kaderdir. Deprem, dünyanın bir gerçeğidir ve onunla yaşamayı öğrenmek zorundayız. Bu yüzden, bazı dostlarım sürekli deprem üzerine yazdığımı söylese de, alınması gereken tedbirler tam anlamıyla hayata geçene kadar bu konuda yazmaya devam edeceğim. Çünkü depremi konuşmak, önlem almanın ilk adımıdır.
Deprem, insanlığın ortak kaderidir. Ancak bu kadere verilen tepki, ülkeden ülkeye büyük farklılıklar göstermektedir. Japonya ve Türkiye, dünyanın en aktif fay hatları üzerinde yer almalarına rağmen, depremle mücadelede tamamen farklı yaklaşımlar benimsemişlerdir. Japonya, bilim ve teknolojiyi esas alarak depreme karşı büyük bir direnç kazanmışken, Türkiye’de ise depremler genellikle ihmal, yanlış şehirleşme ve alınmayan önlemler nedeniyle yıkıcı sonuçlar doğurmuştur.
Japonya’da bir deprem olduğunda, insanlar panik yapmaz. Çünkü binalar sağlamdır, altyapı dayanıklıdır ve halk bilinçlidir. Japon hükümeti, depremi bir doğa olayı olarak kabul edip, ona karşı nasıl hazırlıklı olunması gerektiğini bilimsel yollarla belirlemiştir. Okullarda küçük yaşlardan itibaren deprem tatbikatları düzenlenir, her bina inşaatında sıkı denetimler uygulanır ve yerel yönetimler sürekli olarak halkı eğitir. Japonlar, depremin kader olmadığını, doğru önlemler alındığında can kayıplarının önlenebileceğini defalarca kanıtlamışlardır. 9 şiddetinde bir deprem bile Japonya’da can kaybına yol açmazken, Türkiye’de çok daha düşük şiddetteki depremler bile büyük felaketlere dönüşmektedir.
Türkiye’de ise deprem gerçeği yıllardır göz ardı edilmiştir. Deprem vergileri toplanmasına rağmen, bu paraların nereye harcandığı konusunda şeffaflık yoktur. 1999’dan bu yana toplanan deprem vergilerinin toplamı 72 milyar lirayı geçmektedir. Ancak, bu vergilerin büyük bir kısmının yol, köprü ve tünel gibi altyapı projelerine harcandığı belirtilmektedir. Bu durum, toplanan vergilerin deprem önlemleri için yeterince kullanılmadığı eleştirilerini beraberinde getirmektedir.
Japonya’da ise deprem için özel bir vergi bulunmamakla birlikte, deprem sonrası yeniden yapılanma ve afet önlemleri için bütçeden önemli paylar ayrılmaktadır. Özellikle büyük depremler sonrasında, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) gibi kurumlar aracılığıyla deprem bölgelerinin yeniden inşası için ciddi finansal destekler sağlanmaktadır.
Mimarlar, mühendisler ve denetçiler, Japonya’da inşaat süreçlerini titizlikle yönetirler. Yapıların depreme dayanıklılığı konusunda katı standartlar uygulanır ve bu standartlara uyum, bağımsız denetim kuruluşları tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilir. Bu profesyoneller, yapıların güvenliğini en üst düzeyde tutmak için sürekli eğitim alır ve en son teknolojileri kullanırlar.
Türkiye’de ise inşaat denetimleri konusunda ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Yapı denetim firmalarının müteahhitlerle olan ilişkileri, denetim süreçlerinin etkinliğini azaltmaktadır. Bu durum, yapıların depreme dayanıklılığı konusunda ciddi riskler oluşturmakta ve denetim mekanizmasının güvenilirliğini sorgulatmaktadır.
Son günlerde, Ege Denizi’nde, özellikle Santorini Adası çevresinde, günde 200 civarında deprem meydana gelmektedir. Bu sarsıntılar, Türkiye’nin Ege Bölgesi’nde de hissedilmektedir. Bilim insanları, depremlerden kaçış olmadığını açıkça belirtmektedir. Geçmişte Körfez depremi ve en son yaşanan Güneydoğu Anadolu depreminde yaşadığımız acılar hâlâ hafızalarımızdadır. Benzer acıları tekrar yaşamamak için depremle ilgili tedbirleri acilen almamız gerekmektedir.
Deprem, dua ile değil; mühendislik, bilim ve disiplinle yenilir. Japonya’da bu anlayış benimsenmiş ve hayata geçirilmiştir. Türkiye’de ise bu anlayış henüz tam anlamıyla yerleşmemiştir. Deprem sonrası yaşanan büyük acılar, birkaç hafta içinde unutulmakta, sonra yine eski düzen devam etmektedir. Bu döngü kırılmadıkça, her büyük depremde aynı acılar yaşanmaya devam edecektir.
Türkiye’nin artık “kader” anlayışından çıkıp, Japonya örneğini dikkate alarak akılcı, bilimsel ve uzun vadeli çözümler üretmesi gerekmektedir. Deprem vergilerinin doğru kullanılması, bina denetimlerinin sıkılaştırılması, şehirleşme politikalarının bilime dayalı hale getirilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi, ülkeyi büyük felaketlerden koruyacak temel adımlardır. Japonlar, inançları olup olmamasına bakılmaksızın, doğaya ve bilime saygı göstererek hayatta kalmayı başarmışlardır. Türkiye’nin de aynısını yapması gerekmektedir. Aksi takdirde, her depremden sonra aynı ağıtları yakmaya devam edeceğiz.
İsmail Erdal 10.02.2025 Muğla