KELKİT’İN ADI DEĞİL, SUYU YAŞASIN…
Son günlerde Kelkit’in “çay mı, nehir mi?” olduğu üzerine yapılan tartışmaları ilgiyle takip ediyorum. Tarihi belgeler, antik kaynaklar ve farklı araştırmacıların ortaya koyduğu bilgiler gerçekten değerlidir. Antik Çağ’da Yunanca “Kurt” anlamına gelen Lykos, Ermenicede ise Gayl Get (Kurt Irmağı) olarak anılan bu büyük akarsuyun zamanla “Kelkit” adını aldığı yönündeki görüşler dikkat çekicidir. Osmanlı belgelerinde de birçok yerde Kelkit Nehri ifadesine rastlanmaktadır. Bugün resmî kayıtlarda “Kelkit Çayı” denmesi, onun tarih boyunca nehir olarak anılmadığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Ancak bana göre asıl tartışılması gereken konu, adının “çay” mı yoksa “nehir” mi olduğu değildir.
Görev yaptığım yıllarda Kelkit’in doğduğu toprakları görme fırsatım oldu. Kelkit Çayı, Gümüşhane’nin Kelkit ilçesi sınırları içinde, Çimen Dağları’nın eteklerinde, Balıkhor Köyü çevresindeki kaynaklardan doğar. O berrak ve buz gibi sularda alabalık tuttuk, dostlarla birlikte yedik. O günlerin anısı hâlâ hafızamda canlıdır.
Kelkit’i yalnızca doğduğu yerde görmedim. Vadisi boyunca yolculuk ettim. Çimen Dağları’ndan doğan ve Kelkit Vadisi boyunca irili ufaklı yüzlerce dere ve kaynağın sularını toplayarak büyüyen bu akarsuyu kilometrelerce izledim. Her mevsim farklı bir güzelliğe bürünen vadinin doğasına, köylerine ve insanlarına tanıklık ettim.
Sonunda Boğazkesen’e ulaştım. Burada Tozanlı Çayı ile birleşen Kelkit Çayı, artık Yeşilırmak adını alarak Karadeniz’e doğru yolculuğunu sürdürür. Bu birleşme noktası yalnızca iki suyun değil, iki büyük havzanın da buluştuğu önemli bir coğrafi noktadır.
Tozanlı adının kökeni de ayrı bir araştırma konusudur. Kesin olarak kabul edilmiş tek bir açıklama bulunmamaktadır. Kimi araştırmacılar adın eski Türkçe kökenli olabileceğini, kimileri ise yüzyıllar içinde değişime uğramış yer adlarından geldiğini ileri sürmektedir. Bu konuda daha kapsamlı bilimsel çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum.
Ama bana göre isimlerden daha önemli olan, o isimleri yaşatan sulardır.
Bugün üzülerek görüyorum ki yıllarca “Su akar, Amasyalılar bakar.” anlayışıyla yeterince sahip çıkılmayan akarsularımız, şimdi başka bir tehditle karşı karşıyadır. Enerji üretimi elbette önemlidir; ancak doğanın dengesini bozan, akarsuların doğal yatağını kurutan uygulamalar hepimizi düşündürmelidir.
HES projeleri yapılırken yalnızca elektrik üretimi değil, suyun doğal yaşamı da korunmalıydı. Yaz aylarında birçok dere yatağında suyun çekildiğini, eskiden sesleriyle yankılanan vadilerde bugün kurbağaların bile yaşayacak su bulmakta zorlandığını görmek hepimizi üzmelidir. Balıklar azalıyor, su kuşları uzaklaşıyor, dere kenarlarındaki doğal yaşam her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor.
Su yalnızca enerji değildir.
Su yalnızca ekonomik bir değer de değildir.
Su; yaşamdır, tarihtir, kültürdür, berekettir.
Kelkit de, Tozanlı da, Yeşilırmak da yüzyıllardır bu coğrafyanın hafızasını taşımaktadır. Bu sular nice medeniyetler görmüş, nice köprülerin altından geçmiş, nice türkülerde yer bulmuştur. Bizim görevimiz ise bu mirası gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde ulaştırmaktır.
İster Kelkit Çayı diyelim, ister Kelkit Nehri… İster Tozanlı diyelim, ister Yeşilırmak…
Benim için bunlardan daha önemli olan tek şey vardır:
Sularımızı koruyabiliyor muyuz?
Çünkü isimler kitaplarda yaşamaya devam eder.
Ama kuruyan bir dereyi, yok olan bir alabalığı, susuz kalan bir vadiyi ve kaybolan doğal yaşamı geri getirmek çok daha zordur.
Gelin, isimleri tartışırken sularımızı unutmayalım. Kelkit’i de, Tozanlı’yı da, Yeşilırmak’ı da gelecek kuşaklara berrak akan sularıyla, balıklarıyla, kuşlarıyla ve doğal güzellikleriyle bırakmaya çalışalım.
İnanıyorum ki doğaya bırakacağımız en büyük miras; temiz akan bir su, yeşil kalan bir vadi ve vicdanla korunmuş bir çevre olacaktır.
İsmail Erdal