KENDİ AÇTIĞI ÇUKURDA DEBELENMEK
İnsan bazen kendi açtığı çukurun başında durur; elinde kürek, dilinde “Ben yapmadım,” der. Ama çukur oradadır; toprak yenidir, kürek elindedir.
On üç yıl bir partinin başında durdu Kemal Bey. Yıllar geçti, sandıklar kuruldu, umutlar kapı kapı dolaştı. 2019’da büyük kentlerde kazanılan başarı, milyonların yüreğinde “Belki bu kez…” diye büyüdü.
Sonra 2023 geldi. Memleketin üstüne ağır bir yorgunluk çökmüştü; geçim derdi büyümüş, adalet arayışı çoğalmış, değişim isteği sokaklara taşmıştı. Muhalefet bir araya geldi, Kemal Bey aday oldu. Kürsüler kuruldu, sözler söylendi, meydanlarda umut yükseldi. Ama sandık kapandı; beklenen sonuç gelmedi.
İşte tam orada, siyasetin en ağır sorusu soruldu:
“Yol yüründü; peki, şimdi kim sorumluluk alacak?”
Bir yenilgi yaşandığında koltuğa daha sıkı sarılmak kolaydır. Zor olan, “Bu sonuçta benim de payım var,” diyebilmek; önünü gençlere açmak, partinin sesini yeniden duymaktır.
Kasım 2023’te kurultay değişim dedi, Özgür Özel genel başkan seçildi. Kemal Bey’in dönemi sona erdi. Fakat siyaset bazen eski kapıları kapatmaz; bir karar, geçmişin kapısını yeniden aralar.
Sonra Özgür Özel ve arkadaşları yeni bir yol açtı. Doksan bir milletvekiliyle Yeni Parti kuruldu. Atatürk’ün partisinde kaldı Kemal Bey; öte yanda üyeler dedi ki: “Bu partide söz bizim, yarın hakkında biz de konuşacağız.”
Yeni Parti, sadece yeni bir isim olsun diye kurulmadı; kararların birkaç kişinin elinde toplandığı, üyelerin sesinin kapı dışında kaldığı eski anlayış değişsin diye kuruldu. Çünkü parti, yalnızca yönetenlerin değil, ona emek veren üyelerin de evidir.
Artık kapalı kapıların ardında üyelerin geleceğini belirleyen işler yapılmasın; her kararın içinde üyenin sözü, üyenin iradesi bulunsun istendi.
İlçede de ilde de partinin her kademesinde üye söz sahibi olsun…
Başkanları üyeler seçsin, yöneticileri üyeler belirlesin, partinin yönünü üyelerin ortak iradesi çizsin. Kimse arka odalarda üyeler adına karar vermesin; üyenin sesi duyulsun, yetki sahibine, yani üyeye verilsin.
Kapalı kapılar kapansın, üyelerin önüne yeni yollar açılsın; partide söz de karar da üyenin olsun. Kapalı kapılar ardında birkaç kişinin çizdiği yollar yerine üyelerin sesi yükselsin istendi. Arka odaların gölgesi dağılsın, kararı üyeler versin, partinin yönünü halk belirlesin…
Ama Etimesgut’ta başkanvekilliği için sandık kurulduğunda halkın gözü yine oylamadaydı. CHP’nin adayı Seda Dilber 21 oy aldı; Yeni Parti’nin adayı Mehmet Özdemir 19 oyda kaldı. Bir oy da geçersiz sayıldı. Dört turluk oylamanın sonunda Seda Dilber başkanvekili seçildi.
Ve akıllara şu soru düştü:
Sandıkta yarışanlar yalnızca iki aday mıydı, yoksa partilerin yarını mı?
Sonra Menderes’te sandık bir kez daha kuruldu. Yeni Parti’nin adayı Barış Gürsoy, CHP’nin adayı Mehmet Ali Akar… Ayrı ayrı yürüyen yollar AK Parti’nin adayına yaradı. Asuman Şen başkanvekilliğini kazandı; oylar bölündü, uzlaşma kurulamadı, sosyal demokratların umudu sandıkta yine eksik kaldı.
Adalar’da da seçim başka bir düğüme dönüştü. Usulsüzlük itirazları yükseldi, CHP ve Yeni Parti üyeleri son turda oy kullanmadı. AK Parti’nin adayı beş oyla başkanvekili seçildi. Sandıkta halkın verdiği irade meclis salonunda tartışılırken, sosyal demokratların kendi arasındaki güven ve birlik sınavı da önlerine çıktı.
Üsküdar’da gözaltılar, itirazlar, ertelemeler… CHP ve Yeni Parti üyeleri seçime katılmayınca oylama başka bir güne kaldı. Sonunda AK Parti’nin adayı 23 oyla seçildi; CHP-Yeni Parti adayı 19 oyda kaldı.
Menderes, Adalar, Üsküdar… Her yerde aynı soru büyüdü:
Sosyal demokratlar neden kendi arasında ortak bir yol bulamadı? Neden kimi yerde oylar bölündü, kimi yerde sandık boş bırakıldı, kimi yerde ortak irade son ana kadar korunamadı?
Birlik kurulamayınca başkasının hesabı kazanır; iç çekişme büyüyünce halkın verdiği güç eksilir. Kaybedilen yalnızca bir başkanvekilliği değildir; kaybedilen, seçmenin sandığa bıraktığı umuttur.
Bir de şu çelişkiye bakın: Hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan bazı isimler parti değiştirip AK Parti’ye geçince siyasetin kapıları yeniden açılıyor.
İnsan sormadan edemiyor:
İddialar gerçekten araştırılsın, hesap hukuk önünde verilsin isteniyorsa neden adres kimi zaman Amerika ya da Avrupa değil de AK Parti’nin kapısı oluyor?
Suç varsa, kimden gelirse gelsin hesabı sorulsun. Ama iddia, siyasi saf değiştirmenin bahanesi yapılmasın; hukuk da adalet de kişiye ve partiye göre değişmesin. Çünkü asıl mesele bir yere sığınmak değil, gerçeğin karşısında başını eğmeden durabilmektir.
2026’da mahkeme kararıyla eski genel başkanın dönüş yolu açılınca partinin içine yeni bir tartışma düştü. Kılıçdaroğlu’nun parti hukukçularını görevden aldığı ve yeni bir yönetim kurmak için eski çalışma arkadaşlarıyla görüştüğü haberleri yayımlandı.
Böyle bir anda asıl soru şudur:
Bir lider, kendisine açılan kapıdan geçebilir mi? Yoksa partinin iradesini ve yarınını mı düşünür?
“Kendi açtığı çukurda debelenmek” derler ya… İnsan kendi kurduğu düğümü çözmek yerine yeniden çekiştirirse ip daha da dolanır eline. Dün yenilginin yükünü taşıyamayıp koltuğu bırakmakta geciken, bugün mahkeme kararıyla açılan yoldan yeniden merkeze yürürse; parti de sorar, memleket de sorar:
“Bu dönüş kimin yararına? Bir kişinin hesabına mı, yoksa milyonların umuduna mı?”
Siyaset, kişisel gururun sahnesi değildir. Bir partinin kapısı, bir kişinin hatırasına emanet edilemez. Bir koltuk, halkın iradesinden büyük değildir.
Kemal Bey, insan bazen en büyük hizmeti geri çekilerek eder. Bazen susmak değil, önünü açmak gerekir. Bazen “Ben yaptım,” demek değil, “Şimdi sıra başkasında,” diyebilmektir.
Çünkü yenilgi yalnızca sandıkta kalmaz; hesabı verilmezse partinin içine yürür, umudu yorar, yarını daraltır. Ve insan, kendi açtığı çukurun başında daha fazla oyalanırsa bir gün düşer içine.
İşte o zaman halkın sözü sertleşir:
Kendi açtığı çukurda debelenmek, bazen insanın kendi eliyle kendi yolunu kapatmasıdır.
İsmail ERDAL
Muğla – 28.09.2026